Herşeyden önce şunu belirtmemde fayda var ki katıldığım en ama en iyi kültür turuydu; hem misafirler hem de acenta açısından...
Cuma günü saat 18.45 sularında Ataköy Olimpiyat Evi'ne vardım... Otobüsüm beni bekliyordu her zamanki gibi :) Her zamanki gibi yine ilk günkü kadar heyecanlıydım... Yanımda kojaman bir valiz ve üzerimde balıkçı yaka kazağımdan polarıma kadar herşeyim kırmızı ve firma logolarıyla donatılmış kıyafetlerle doluydu... Otobüsün kapıları kilitliydi. Tahminimce kaptan içeride uyuyordu; uzun yola çıkacağı için uyandırmak istemedim... Yarım saat sonra kaptanım Turan abi uyandı... Tanıştık ettik falan 3-5 sohbet ettik.. Tur programının üzerinden şöyle bir gezdik...
Otobüsü uzun yolculuk için hazırlamaya başladık... Kapadokya bilmem kaç yazılı boardlar ve TÜRSAB belgesini aracın görünür yerlerine monte ettikten sonra beklemeye koyulduk... O sırada Antalya' ya gidecek olan rehber de geldi.. Fakat O'nun otobüsü etrafta yoktu... Muhabbete daldık.. Bu sırada rakip firmaların otobüsleri de gelmeye başladı... Ana baba yeri gibiydi... Ve sonra firmamızın ağır bombardıman uçağı geliyordu :) Neoplan seferli aracımız uzakta görüldü.. O esnada orada bekleyen diğer müşterilerin hayret dolu bakışlarıyla bizim diğer otobüsün yanına yaklaştı... Yerli acentalar içerisinde sadece bizim firma Neoplan otobüs kullanıyordu... Tam bir gövde gösterisi başka bir deyişle...
Neyse...
Cateringlerimi falan otobüsümüze yükledik.. Misafirlerimi beklemeye başladım.. Onların erken gelmesiyle hemen yola koyulacaktık.. Ve en güzeli de duraklarımız arasında Harbiye kalkış yoktu... Misafirlerim beklenen saatten 40 dk önce geldiler.. Kendileriyle 3-5 sohbet ettikten sonra hemen diğer kalkış noktamız olan Kadıköy Evlendirme Dairesi'ne doğru hareket ettik. Metrobüs çalışmaları sebebiyle biraz trafikte takılsak da 21.45 gibi Kadıköy Evlendirmeye gelmiştik... Burada yedek kaptanımız olan ve aynı zamanda 3 yıldır (benim bildiğim) firmada olan Hüseyin Kaptan'ı görünce ayrı bir mutlu oldum.. O'nunla yolculuk etmek gerçekten çok ayrı bir keyiftir çünkü...
Bütün misafirlerimi araca bindirdikten ve sözleşmelerimi dosyama koyduktan sonra saat 00.10 gibi İstanbul'dan çıktık. Grupta hemen hemen her yaştan insan grubu vardı... Müşteri kalitesinden şüphem bile yoktu çünkü firmaya hiçbir zaman boş ya da sokaktaki herhangi biri bizim müşterimiz olmamıştı... Aklı başında, ne istediğini bilen ve samimi insanlardı her zamanki gibi...
Kaptan Turan abiyle yola başladık. Yer yer yağmur olduğu için yollar ıslaktı ve Turan abinin cep telefonları konusunda kesin talimatı vardı. İlk anonsumu yapmam gerekiyordu.. "Hava mualefeti ve güvenliğimiz açısından cep telefonlarınızı lütfen kapatınız; sessize ya da titreşime alma durumunda ölme ihtimalimiz muhtemeldir." diye çok saçma sapan, kesinlikle yapılmaması gereken bir anons yaptım.. İnsanlar da şaşırdı zaten... Bir tur lideri kesinlikle grubun güvenini kaybetmemeliydi; aksi takdirde o tur lanet ötesi birşey olurdu... Bu anonstan 15dk sonra, tanışma faslına geçmek için ayağa kalkıp, kendimi ve tur programını anlattım.. Nelerin mümkün olup olamayacağına dair bilgiler verdim... Bu konuşmam kesinlikle süperdi... 15dk önce dağıttığım karizmayı yerlerden alıp gökyüzüne çıkarmıştı...
Yolculuğumuz İzmit - Adapazarı - Bolu - Ankara - Aksaray üzerinden devam edecekti... İlk mola yerimiz Bolu Gökdemirler tesisleriydi... Ara ara otobüsün içinde gezip insanlarla tanışıp, sohbet ederek grubun nabzını yokluyordum... İlk izlenimlerim birkaç sorunlu misafirim olduğu yönündeydi...
Her zaman sevmişimdir gece yolculuklarını... Otobüslerle gece yolculuğu yapmak beni kendime getirmiştir her zaman... Kaptanla sohbet ede ede gitmenin zevki de bir başkadır...
Moladan sonra o malum şehre giriyoruz; " Ankara " ... bu şehir bende hep bir burukluk yaratmıştır... Bu şehre toplasan 3 defa geldim.. Her geldiğimde aynı duyguyu hissettim, bir türlü ısınamadım bu şehre... Hatıralarında etkisi yok hani... Ankara yolları boyunca sus pus aklımdan hepsine, herşeye dair aklımdan bir sürü şey geçti... Ankara' dan çıkarken kaptana döndüm ve dedim ki " İyiki bu şehirde deniz yok; yoksa işimiz çok daha zor olurdu..."
Sabahın ilk ışıklarını görmeye başladık... Tabi biz Ankara civarında kaptan değişimi yaptık :) Hüseyin kaptan direksiyon başındaydı... 10 numara insandır kendisi... Tuz Gölü'nün yanından geçiyoruz... Hiç de öyle eskisi gibi ihtişamlı durmuyor derken, Güneş kendini biraz daha gösterince, o süper manzarayı rahatlıkla görebiliyordum artık... Tur programının son gününde yazılı olan Tuz Gölü ziyaretini ilk güne almaya karar verdik kaptanla... Herkes bu eşsiz manzarayı görmeliydi bence... Fakat Tuz Gölü'nün kenarında olan tesisler kapalı olduğu için bu fikrimizden vazgeçip son güne bırakma kararı aldık...
Ve Aksaray Hanifi Yılmaz tesisleri... Sabah olmuştu... Güzel bir kahvaltıdan kimse bizi alıkoyamazdı :) Bu arada mola verdiğimiz tesiste Bölge Rehberimiz olan Avanoslu Ali Rıza İlteez ekibimize katıldı... Ali Rıza abi süper ama süper bir insan... 15 yıl Fransa' da yaşamış, Yüksek Ziraat Mühendisi, aynı zamanda tarih öğretmeniydi kendisi... Ulusal Fransız Turizm Bak. rehberlerindendi... görünüş ve konuşma itibariyle ilk zamanlarda hayal kırıklığına uğrayabileceğiniz fakat engin bilgi ve tecrübesine, hayat tarzına ve karakterine müthiş saygı duyulması gereken sıcacık bir insan olduğunu anlamanız biraz zaman alabilir. Fakat O, otobüse bindiği anda otobüsü gülümsemelere boğdurdu :))

( Şöminem )
(Otel manzarası)


Yemeklerimizi yedikten sonra buraya 5dk yürüme mesafesinde olan organik markete götürdük misafirlerimizi... Grubu toparlama - yönlendirme - organizasyon - finansman - vakit gibi işleri ben ayarladığım için aslında çok daha raha ve eğlenceli geçmiyordu benim için ... misafirlerin süper eğlendiğinden şüphem yoktu ama ben böyle devamlı bir tetik halindeydim.. Bölge rehberiyle yaptığımız iş bölümünde o grubu önden götürecek, ben ise birilerinin kaybolma ihtimaline karşı arkadan toparlayarak gelecektim... Zaten ancak bu sayede fotoğraf çekme fırsatı bulabiliyordum; aksi takdirde zamanımın %80ini işe yönlendiriyordum.. Şöyle ki, yemek molası 40dk ise ben ancak10dk yemek hakkımı kullanabiliyordum...
Organik markete giderken birkaç tane yöresel kesme taştan yapılmış evlerin fotolarını çektim.. Şüphesiz ki buranın insanı çok zengindi...


Organik markette misafirler lokum, ceviz, fındık gibi alışverişe dalarken bizler de taş sanatında yörede meşhur Avanoslu İsmail Abi ,bizim kaptanlar ve Ali Rıza abiyle süper sohbetler ediyorduk... Geyik - muhabbet sohbet :)



Burada alışverişimiz bittikten sonra Göreme Açık Hava Müzesine gittik... Açık hava müzesinde görülecek bir sürü ama bir sürü kilise vardı.. Ve rehberimiz Ali Rıza abi gibi müthiş engin kültürlü biri varsa yanınızda, dinleyecek çok şeyiniz var demektir... Yaklaşık450 civarında irili ufaklı kilisenin bulunduğunu falan anlatıyordu.. Misafirlerin açık hava müzesine girmesinden sonra ben otobüse1-2saat uyumaya gittim; çünkü yola çıktığımızdan beri ben hiç uyumamıştım ve hava değişiminden dolayı hasta olma yolunda ilerliyordum... Yaklaşık 3 saat boyunca açık hava müzesinde idik ve gezmekten insanların %40ı falan pes etmişti.. Ve Ali Rıza abinin deyimiyle daha çok görülecek yer vardı :))





Buradan ayrıldıktan sonra saat 17.00 sularında, yörenin meşhur şarap imalat ve şatış yeri olan Turasan' a gittik... Süper ama süper şarapları çok ucuz fiyatlara satıyorlardı.. Buraya gelmekten ben dahil herkes memnun idi :))





Saat 17.45 sularında turumuzu bitirip misafirleri otele geri bıraktık... Yorucu bir yolculuk ve çok yorucu bir geziden sonra dinlenmemiz gerekiyordu... Zaten 17.30 - 18.30 arası otele geri dönmek önemli bir yazılı olmayan kuraldır rehberler arasında...
Herkes süper bir gün geçirdi... Bu kadar kısa kısa anlattığıma bakmayın, deli gibi sohbetler, hoş muhabbetler, şakalaşmalar yaşanmadan anlatılacak gibi değil :))
Ben akşan 19.15 civarında yemeğe indim ve 20.10 gibi odama geri döndüm... Kafamı yastığa koyduktan yaklaşık 12 saat sonra uyandım :)
Anlatmaya ve foto yayınlarına devam edeceğim :)
Cuma günü saat 18.45 sularında Ataköy Olimpiyat Evi'ne vardım... Otobüsüm beni bekliyordu her zamanki gibi :) Her zamanki gibi yine ilk günkü kadar heyecanlıydım... Yanımda kojaman bir valiz ve üzerimde balıkçı yaka kazağımdan polarıma kadar herşeyim kırmızı ve firma logolarıyla donatılmış kıyafetlerle doluydu... Otobüsün kapıları kilitliydi. Tahminimce kaptan içeride uyuyordu; uzun yola çıkacağı için uyandırmak istemedim... Yarım saat sonra kaptanım Turan abi uyandı... Tanıştık ettik falan 3-5 sohbet ettik.. Tur programının üzerinden şöyle bir gezdik...
Otobüsü uzun yolculuk için hazırlamaya başladık... Kapadokya bilmem kaç yazılı boardlar ve TÜRSAB belgesini aracın görünür yerlerine monte ettikten sonra beklemeye koyulduk... O sırada Antalya' ya gidecek olan rehber de geldi.. Fakat O'nun otobüsü etrafta yoktu... Muhabbete daldık.. Bu sırada rakip firmaların otobüsleri de gelmeye başladı... Ana baba yeri gibiydi... Ve sonra firmamızın ağır bombardıman uçağı geliyordu :) Neoplan seferli aracımız uzakta görüldü.. O esnada orada bekleyen diğer müşterilerin hayret dolu bakışlarıyla bizim diğer otobüsün yanına yaklaştı... Yerli acentalar içerisinde sadece bizim firma Neoplan otobüs kullanıyordu... Tam bir gövde gösterisi başka bir deyişle...
Neyse...
Cateringlerimi falan otobüsümüze yükledik.. Misafirlerimi beklemeye başladım.. Onların erken gelmesiyle hemen yola koyulacaktık.. Ve en güzeli de duraklarımız arasında Harbiye kalkış yoktu... Misafirlerim beklenen saatten 40 dk önce geldiler.. Kendileriyle 3-5 sohbet ettikten sonra hemen diğer kalkış noktamız olan Kadıköy Evlendirme Dairesi'ne doğru hareket ettik. Metrobüs çalışmaları sebebiyle biraz trafikte takılsak da 21.45 gibi Kadıköy Evlendirmeye gelmiştik... Burada yedek kaptanımız olan ve aynı zamanda 3 yıldır (benim bildiğim) firmada olan Hüseyin Kaptan'ı görünce ayrı bir mutlu oldum.. O'nunla yolculuk etmek gerçekten çok ayrı bir keyiftir çünkü...
Bütün misafirlerimi araca bindirdikten ve sözleşmelerimi dosyama koyduktan sonra saat 00.10 gibi İstanbul'dan çıktık. Grupta hemen hemen her yaştan insan grubu vardı... Müşteri kalitesinden şüphem bile yoktu çünkü firmaya hiçbir zaman boş ya da sokaktaki herhangi biri bizim müşterimiz olmamıştı... Aklı başında, ne istediğini bilen ve samimi insanlardı her zamanki gibi...
Kaptan Turan abiyle yola başladık. Yer yer yağmur olduğu için yollar ıslaktı ve Turan abinin cep telefonları konusunda kesin talimatı vardı. İlk anonsumu yapmam gerekiyordu.. "Hava mualefeti ve güvenliğimiz açısından cep telefonlarınızı lütfen kapatınız; sessize ya da titreşime alma durumunda ölme ihtimalimiz muhtemeldir." diye çok saçma sapan, kesinlikle yapılmaması gereken bir anons yaptım.. İnsanlar da şaşırdı zaten... Bir tur lideri kesinlikle grubun güvenini kaybetmemeliydi; aksi takdirde o tur lanet ötesi birşey olurdu... Bu anonstan 15dk sonra, tanışma faslına geçmek için ayağa kalkıp, kendimi ve tur programını anlattım.. Nelerin mümkün olup olamayacağına dair bilgiler verdim... Bu konuşmam kesinlikle süperdi... 15dk önce dağıttığım karizmayı yerlerden alıp gökyüzüne çıkarmıştı...
Yolculuğumuz İzmit - Adapazarı - Bolu - Ankara - Aksaray üzerinden devam edecekti... İlk mola yerimiz Bolu Gökdemirler tesisleriydi... Ara ara otobüsün içinde gezip insanlarla tanışıp, sohbet ederek grubun nabzını yokluyordum... İlk izlenimlerim birkaç sorunlu misafirim olduğu yönündeydi...
Her zaman sevmişimdir gece yolculuklarını... Otobüslerle gece yolculuğu yapmak beni kendime getirmiştir her zaman... Kaptanla sohbet ede ede gitmenin zevki de bir başkadır...
Moladan sonra o malum şehre giriyoruz; " Ankara " ... bu şehir bende hep bir burukluk yaratmıştır... Bu şehre toplasan 3 defa geldim.. Her geldiğimde aynı duyguyu hissettim, bir türlü ısınamadım bu şehre... Hatıralarında etkisi yok hani... Ankara yolları boyunca sus pus aklımdan hepsine, herşeye dair aklımdan bir sürü şey geçti... Ankara' dan çıkarken kaptana döndüm ve dedim ki " İyiki bu şehirde deniz yok; yoksa işimiz çok daha zor olurdu..."
Sabahın ilk ışıklarını görmeye başladık... Tabi biz Ankara civarında kaptan değişimi yaptık :) Hüseyin kaptan direksiyon başındaydı... 10 numara insandır kendisi... Tuz Gölü'nün yanından geçiyoruz... Hiç de öyle eskisi gibi ihtişamlı durmuyor derken, Güneş kendini biraz daha gösterince, o süper manzarayı rahatlıkla görebiliyordum artık... Tur programının son gününde yazılı olan Tuz Gölü ziyaretini ilk güne almaya karar verdik kaptanla... Herkes bu eşsiz manzarayı görmeliydi bence... Fakat Tuz Gölü'nün kenarında olan tesisler kapalı olduğu için bu fikrimizden vazgeçip son güne bırakma kararı aldık...
Ve Aksaray Hanifi Yılmaz tesisleri... Sabah olmuştu... Güzel bir kahvaltıdan kimse bizi alıkoyamazdı :) Bu arada mola verdiğimiz tesiste Bölge Rehberimiz olan Avanoslu Ali Rıza İlteez ekibimize katıldı... Ali Rıza abi süper ama süper bir insan... 15 yıl Fransa' da yaşamış, Yüksek Ziraat Mühendisi, aynı zamanda tarih öğretmeniydi kendisi... Ulusal Fransız Turizm Bak. rehberlerindendi... görünüş ve konuşma itibariyle ilk zamanlarda hayal kırıklığına uğrayabileceğiniz fakat engin bilgi ve tecrübesine, hayat tarzına ve karakterine müthiş saygı duyulması gereken sıcacık bir insan olduğunu anlamanız biraz zaman alabilir. Fakat O, otobüse bindiği anda otobüsü gülümsemelere boğdurdu :))
Turumuz resmen başlamıştı.. Programımıza göre ilk rotamız Ağzıkarahan, Alay Han ve Delikli Han'dı ... Fakat burada restarayon çalışmalarının başlamış olması sebebiyle Vakıflar Gen. Müd. lök diye kapatmasıyla buraları hoş bir başlangıç olmadı.. Misafirlerde hafif bir burukluğu hissedebiliyordum.. Etrafı toparlamak bizlere düşüyordu.. Misafirlere her ne kadar durumu izah etmeye çalışsak da çok etkili olmadı ... Bu rotamızdan sonra Göreme' ye doğru yola çıktık... Sağlı - sollu görülen manzaralar herkesin hoşuna gitmeye başlamıştı.. Grubun hafif hafif birbirlerine ısınmaya başlaması da işimizi kolaylaştırıyordu... Göreme Açık Hava Müzesi'nin tam göbeğinde bulunan Tourist Otel' e yerleştik. Bütün misafirlerin ağzının suyu yerlerdeydi çünkü; bu otel doğaya süper bir şekilde entegre edilmiş modern bir tesisti.. Gecelik fiyatları 120 euro civarındaydı..Otel fiyatı sizleri korkutmasın 4 günlük 2 gece konaklamalı bu tur paketi 250ytl'den satılıyordu... Sağolsun patronum bana süper bir kıyak yapıp, otelden şömineli 10 numara double yataklı bir apart oda almış... canum benümm :)))

(Yatağım :) )

( Şöminem )
(Otel manzarası)Otellere yerleştikten sonra 12.15 te otelden çıkış yaptık... Yemek yemek için Bindallı isimli restorana gidiyorduk... Açık büfe yöresel yemekler ve süper bir manzara gerçekten bizleri bekliyordu... Deli gibi ama deli gibi yedim :)) güzel güzel de fotolar çektim :D

(Yemek Yediğimiz Restoranın Manzarası )

(Yemek Yediğimiz Restoranın Manzarası )

(Yemek Yediğimiz Restoranın Manzarası )

(Yemek Yediğimiz Restoranın Manzarası )

(Yemek Yediğimiz Restoranın Manzarası )

(Yemek Yediğimiz Restoranın Manzarası )
Yemeklerimizi yedikten sonra buraya 5dk yürüme mesafesinde olan organik markete götürdük misafirlerimizi... Grubu toparlama - yönlendirme - organizasyon - finansman - vakit gibi işleri ben ayarladığım için aslında çok daha raha ve eğlenceli geçmiyordu benim için ... misafirlerin süper eğlendiğinden şüphem yoktu ama ben böyle devamlı bir tetik halindeydim.. Bölge rehberiyle yaptığımız iş bölümünde o grubu önden götürecek, ben ise birilerinin kaybolma ihtimaline karşı arkadan toparlayarak gelecektim... Zaten ancak bu sayede fotoğraf çekme fırsatı bulabiliyordum; aksi takdirde zamanımın %80ini işe yönlendiriyordum.. Şöyle ki, yemek molası 40dk ise ben ancak10dk yemek hakkımı kullanabiliyordum...
Organik markete giderken birkaç tane yöresel kesme taştan yapılmış evlerin fotolarını çektim.. Şüphesiz ki buranın insanı çok zengindi...


Organik markette misafirler lokum, ceviz, fındık gibi alışverişe dalarken bizler de taş sanatında yörede meşhur Avanoslu İsmail Abi ,bizim kaptanlar ve Ali Rıza abiyle süper sohbetler ediyorduk... Geyik - muhabbet sohbet :)



Soldan Sağa
( Hüseyin Kaptan - Turan Kaptan - Tanımıyorum - Avanoslu İsmail Abi )

( Avanoslu İsmail Abi )
( Hüseyin Kaptan - Turan Kaptan - Tanımıyorum - Avanoslu İsmail Abi )

( Avanoslu İsmail Abi )
Burada alışverişimiz bittikten sonra Göreme Açık Hava Müzesine gittik... Açık hava müzesinde görülecek bir sürü ama bir sürü kilise vardı.. Ve rehberimiz Ali Rıza abi gibi müthiş engin kültürlü biri varsa yanınızda, dinleyecek çok şeyiniz var demektir... Yaklaşık450 civarında irili ufaklı kilisenin bulunduğunu falan anlatıyordu.. Misafirlerin açık hava müzesine girmesinden sonra ben otobüse1-2saat uyumaya gittim; çünkü yola çıktığımızdan beri ben hiç uyumamıştım ve hava değişiminden dolayı hasta olma yolunda ilerliyordum... Yaklaşık 3 saat boyunca açık hava müzesinde idik ve gezmekten insanların %40ı falan pes etmişti.. Ve Ali Rıza abinin deyimiyle daha çok görülecek yer vardı :))





Buradan ayrıldıktan sonra saat 17.00 sularında, yörenin meşhur şarap imalat ve şatış yeri olan Turasan' a gittik... Süper ama süper şarapları çok ucuz fiyatlara satıyorlardı.. Buraya gelmekten ben dahil herkes memnun idi :))





Saat 17.45 sularında turumuzu bitirip misafirleri otele geri bıraktık... Yorucu bir yolculuk ve çok yorucu bir geziden sonra dinlenmemiz gerekiyordu... Zaten 17.30 - 18.30 arası otele geri dönmek önemli bir yazılı olmayan kuraldır rehberler arasında...
Herkes süper bir gün geçirdi... Bu kadar kısa kısa anlattığıma bakmayın, deli gibi sohbetler, hoş muhabbetler, şakalaşmalar yaşanmadan anlatılacak gibi değil :))
Ben akşan 19.15 civarında yemeğe indim ve 20.10 gibi odama geri döndüm... Kafamı yastığa koyduktan yaklaşık 12 saat sonra uyandım :)
Anlatmaya ve foto yayınlarına devam edeceğim :)






2 Ekim 2008 14:10
öncelikle hoşgeldin. şimdi sen yazıcan sonra fotoları eklicen. bizde bir yandan okuyup bir yandan fotolara bakıp iç geçirizce öyle dğil mi...yok öyle yağma canım. zaten doğumgünümde de satışa getirdin beni artık bir kapodokya kültür turuyla mı affettirirsin kendini bilemem :))