Run run run run run away


OH OH OH


sessizim durgunum uzun bir aradan sonra... kendimi uzun bir deniz yolculuğunun başındaymış gibi hissediyorum.. limandayım, birkaç valizimle birlikte kalkışları, gidişleri bekliyorum aslında...

arkamda bana bakan; ya da arkamı dönmemek için zorlayacak bir nedenim yokmuş gibi hemde...


denize uzun uzun bakıyorum. sessiz ve sakin görünüyor aslında. limandan ayrılmamı izliyor o da bence. arada birkaç dalgasıyla göz kırpıyor bana. havada uçuşan martılardan haberler geliyor bana, her süzülüşlerinde bir anlam yüklüyorum danslarına...


ve gemi.... artık bütün özgürlüğüm bu kadar: güverte... en fazla sıkıntılarımdan kaçabileceğim en uzak yerim; güvertenin ucu... en derin sessizliğim; makine dairesi...


güneşin doğuşu, dalgaların sesi, fenerlerin ışığı, gökyüzünün maviliği, denizin kokusu...


söylediğim şarkı; fa fa fa fa fa fa fa fa fa fa fa far better...


deniz insanları gibi deniz türküsü bilmem ki ben...


uzaklardayım..




Uluslararası Arkadaşlık Ödülü

Blog yazarlarının birbirileri ile tanışıp kaynaşması amacıyla dünya çapında dolanan bu ödül, bana Sevgili LA Dolce Vita tarafından gönderildi. Kendisine çok teşekkür ediyorum. Ödülün özelliği alıcı tarafından devrediliyor olması ve kendisine gönderen kişinin gönderdiği kişi sayısına bir ekleyerek bunu yapması imiş. Bende bu ödülü 'AyLavYu Beybe' başlığı altındaki bütün blog-daşlarıma gönderiyorum. Eğer atladığım, unuttuğum varsa çok özür diliyorum.

Ayrıca Mel'e ve Vili' ye de :)


Sevgilerimle,




3 yıldır bilimum ve minumum her türlü küreselleşme üzerine makale - deneme- hoca serzenişi dinledim ya da okudum.. ööö geldi o derece... haftada en az bir kere küreselleşmenin üzerine bir proje çıkarmaktan yoruldum.. o dereceki toplasam bir tane küreselleşme üzerine kitap çıkartırdım, o derece... para kazanırdım bare...hayır onu geçtim, küreselleşmeyi bu kadar hayatıma gireceğini bilseydim, avrupa birliği ve küresel uluslararası ilişkiler diye bir bölüm vardı, orada okurdummm... her türlü küreselleşme bizde yahu..

neyse aslında o değil de, ben size ne kadar küreselleştiğimizi minik bir pasajla anlatıcam... bugün yeni bir ödev verdi hoca; GLobalization and Culture. heh dedim tam bana göre... alt başlığını da bulup outline verip, sunum yapcam hocaya...bunu mu anlatsam diorum;

Ms. CC : bu gece hangisine yazsam? ona mı şuna mı :)
tnrzclk: kızım gay bunlar, hayatta olmaz senin işin...
Ms. CC : şu klavyeci çocuk süper ya...
tnrzclk: o da gay
Ms. CC: tanışşam mı acaba?
tnrzclk: seni değil ama beni götürmek isteybilrler bak..:S

Mrs. CC konser grubunun elemanlarıyla tanışmaya gider.. o çat pat ingilizcesiyle dünyaya açılır :)) ama grup bunları iplemez...çünkü gay midir nedirler? Sound check alırken: " Gay singer, see aaa, seee aaa..." diye takılan bir gruptan ne beklersinki, hele tipleride müsaitse...

Ms. CC: ya çocuğa seni öpmek istiyorum dedim, bana yanağını uzattı off :(
tnrzclk : nie kastınki o kadar? yapışşaydın direk dudaklarına
Ms. CC : :) çok tatlı çocuk ya :))

konser biter... konserden sonra, dıpdıs dıpdıs müzik devam ederken gözler Ms. CC'nin üzerindedir.. klavyeciyi götürür gibi bir izlenimi vardır :) dans dans ve sex dance :) sonra gözden kaybolurlar... aradan bir süre sonra Ms. CC yanıma geldi.. üzgündü..

tnrzclk: nerdeydin kız?
Ms. CC: klavyeciyle dans falan
tnrzclk: gördük sonra?
Ms. CC: ya sorma offf... çocuğu tuttum elinden tuvalete götürdüm... sonra bana " i' m sorry" dedi...
tnrzclk : gay  :)
Ms. CC: rotamı değiştiriyorum soliste çeviriyorum...
tnrzclk: o da gay :)
Ms. CC: görcez :)

bir daha Ms CC' yi görmedim... arkların anlattığına göre solisti götürmüş :) ya da solist onu :) bizim tahminler yanlış çıktı, gay değilmiş ya da biseksüelmiş...

ertesi gün Ms CC yi nette gördüm.. "yorgunum" yazmış....  küreselleşmişlerdi :) o çat pat ingilizcesiyle :D

kültürel anlamda fazlasıyla küreselleştik...  red light kuzeyimizdeki cadde oldu..phuket, arka mahalle gibi... gibi gibi.. alanya minik kiev ... gibi gibi..

the memories of me on
2007








FAcebook - msn ifadeleri ile doluydu bu cümle... ne olduğunu bile anlayamamıştım aslında.. komikti sadece durum; geldiği durumun verdiği kreatif yönünü keşke yatakta da kullabilseydi diyorum...

Anı yaşamaktan mı bahsediyor? An  derken? Sevmek bir ömür sürer sevişmek bir dakika olayından mı bahsediyordu acaba? Eğer bundan bahsediyorsa, bunu söyleyen kadar senin de durumun çok vahim bebeğem :) 1 dk sevişmek :) eet, biz buna erken boşalma diyoruz kendi aramızda, siz bir ömür sevişe durun :)

mastürbasyon mu? o da ne? şimdilik nostalijik bir kelime...

Geçen gün dalga geçtiğim o dergiyi yatağın altında buldum, ve dalga geçtiğim sayısıyla: Erken boşalma... SEvgiliniz erken mi boşalıyor? Eeet, alkollüyken eet ... ne yaptığımı hatırlamıyorum ki.. bazen sabah kalktığımda yanımda kimi bulucağımdan bile şüpheliyim ... "dün gece en son, barda sevişiyorduk.... sonra... ımmm.... ummmm" bilmiyorum valla...

"korunduk mu?"  :S
"sanmıyorum, eğer o naylon şeyler içimde kalmadıysa :S"

after 2 two days

"beni hiç arayıp sormuyorsun?"
"arayıp sormam mı gerekiyor?"
"artık bizim bir geçmişimiz var"
"içinde mi peki hala" :S
"?"
"yok bişiy unut"
"ne olacak bizim durumumuz?"
"nolcak derken?"
"ne olacak işte?"
"bir daha yatarmyz anlamnda?"
" ben senden hoşlanıyorum ama... bikbikbik"
"1 gece yattık diye mi?"
"çok tatlısın ama sen..."
"dıt dıt dııtt..."


after unknown days

"kanka ben lezbiyen olmaya karar verdim"
"iyi de bu fiziksel olarak imkansız"
"biliyorum, ütopya da napim ya off; bir adaya gitcem ve yanıma tuvalet kağıdı, lezbiyen bir kız ve uydu telefonu alcam.."
"hmm.. aferim... kız niye"
"kendim nirvanaya ereyim diye...nasılsa vermez o"
"bence o belli bir zaman sonra senin nirvanana erişmeye çalışır :) "
"hmm.. eet :S"


nowadays

"çocuk zaten mal mıdır nedir, erken boşalıyor? tnrzclk"
"iyi de sen bakire değil misin?
" evet canım, ama işte..."
"eee"
" eessi ne? naptın çocuğa :)"
" şey .."
"ok, konuyu değiştir..."


blab blap....


memories of the others %100


bu bir pazar yazısı.... pazar sabahına kadar çalışıp; uyandığımda pazartesi olacağı için... iyi pazarlar :)



Artık hiç sabah olmayacak yavrum
Çok uzun sürecek bu siyah gece
Ta zaman durunca, ömür bitince
Alış karanlığa, gözlerini yum
Artık hiç sabah olmayacak yavrum

Bilirim bu mor sükutu bilirim
Beyaz olmalı geceler, bembeyaz
Karanlıklar üstünedir şiirim
Bilirim, bu mor sükutu bilirim

Dağlar gibi deryalar gibi sonsuz
Karanlık, karanlık ölümden beter
Bir yol ki hayatla beraber biter
Taştan bir sükut ki hissiz ve ruhsuz
Dağlar gibi deryalar gibi sonsuz

Artık hiç sabah olmayacak yavrum
Bitkin gözlerime son bir defa bak
Bir daha o yerden gün doğmayacak
Bu mor gecelerde kayboldu ruhum
Artık hiç sabah olmayacak yavrum...


- Ümit Yaşar Oğuzcan






ve şimdi reklamlar...

Otobüslerde sürünmekten algılarım açık geziyorum bu aralar.. Yanımdaki gerzek gerzek konuşan çiftleri dinlemektense kendime camdan bakıp eğlence yaratmaya çalışıyorum :)

neyse kafama takılan ilk reklam akımı: Yazlıktaki kız :) kanyonda diye bir reklam... aslında ilk gördüğümde aklıma gelen tek şey vardı; çocukların cinsel istismarı... Anlatılmak istenen başka birşeyle anlatılamaz mıydı? Ben nasıl image bulabiliyorsam bloguma, o kadar parayı bastırıp reklam ajansıda daha yaratıcı birşey bulabilirdi... bence... sonra atılan başlıklar da komik geldi.. yazlıktaki o kız??? eee nolmuş o kıza? nesi var nesi yok? nerde?? kanyonda mı?? peki bir kız vardı yazlıkta, bana verecekti, o da orada mı acaba? gibi gibi gibi.. cmylmz sölese bunu altınıza sıça sıça gülerdiniz, ben söyledim ya bok oldu... herşey yaz aşklarımız kadar masum mu?
ahanda buradan PR'ı yapılan kanyon reklamının sitesine gidebilirsiniz; http://www.yazliktakikizkanyonda.com/




neyse... sonraki reklamlar... 30A yani Beşiktaş - MEcidiyeköy otobüsünün tam kıçında bir reklam vardı.. İStanbul gibi bir şehirde toplu taşımanın önemini herkes bilmektedir. Başta İBB olmak üzere çeşitli kuruluşlar toplu taşımaya önem vermekte ve insanları toplu taşımaya özendirmektedir. Yapı Kredi bankasının dandik reklam ajansı Taksim - Sarıyer 20km olan bir harita ve altına da şu sloganı koymuş; "Sarıyer-Taksim 20 dakika bu şehir arabasız çekilmez" ve de sonra en alta kendi reklamlarını; taşıt kredisi... pehhh... saat 17.38 civarında barbaros bulvarında bunu gören taşıt sahibi sizlere öyle bir cümle kurar ki ; "ha ....."

ve Milka...

ve milkanın alkışlara değer, yıllarca emek verip ortaya çıkardıkları arge projesini ayakta alkışlıyorum!!! ilk gördüğümde dedimki herhalde milka çukulata kağıdı bitince atmayın, çünkü katlayıp uçak yapabilirsiniz.. meğer öyle değilmiş; milkanın yeni ambalajaları açılıp kapanabilir ve katlanabilirmiş... vayyyyyyyyy beeeeeeeeeeeee.... sanki açtığında bitmiyor o meret... sonsuz arz var içinde paketin... bayatlamaması için yapmışlar bunu.... vay a.q diyesiniz geliyor...



ve TTNet..

kusucam artık telekomdan... her yerrde onlar..marka kirlenmesi diye birşey bilmez mi bunlar :S her yerde vitamin vtamin... vitamini hiç ama hiç incelemedim ama incelemeyi de düşünmüyorum... yıllar önce vitamin diye bir eğitim - öğretim cdleri paketi vardı.. bence tam bir fiyaskoydu... eğer bu ttnet vitamin o projenin devamıysa, tebrik ediyorum, güzel kilitlemişler bayat ekmeği :) yok bu yeni birşey diyorsanı; yanlış seçim....

veeeeeeeeee Vodafone...............

başlığı bu yapcaktım ama kendi içimde süpheye düştüm :) aslında vodafone 'un üst kesimlere hitap eden akıllı reklamlarını ve görsellerini çok beğeniyorum.. çok başarılılar şüphesiz.. özellikle bu son her yeri buğulu camdan çocuk bakıyor afişlerini çok beğendim... çok orjinal olmuş... ama anlamadığım yeri çocuk cama ne yazmış? cık cık cık mı yoksa kıçımın kenarı vodafone mu :)




ve pentiiiiiiiiiiiiiiiiii...........

bir erkek tüketici olarak çok seviyorum penti reklamlarını...delly başarılılar..tabiki bunda Nil Karaibrahimgil'in çok büyük özelliği var... pentiye söyleyecek en ufak sözüm bile yok..bir tek ricam var, bu Nil Karaibrahimgil' li afişlerinizi wallpaper falan yapıp sitenize koysanız? Benim gibi eminim bunların manyağı çoktur :) thanx a lot :) aylav so maç :)


have good day...

best wishes...

tnrzclk





bu güzel pazar günü  biterken ben daha yeni uyanmış bulunuyorum... pazarın güzel olup olmadığına dair en ufak bir fikrim bile yok aslında, sallıyorum... hava kapalı gibi duruyor, nesi güzel olabilirki ? sıcak süt ve yanına shot bardağı gibi dizdiğim 10 küsur dilim çukulatalı sarellalı kızarmış ekmekle güzel bir başlangıç yaptım kendimce...

aslında bu yazı kendimle hesaplaşma yazım..en azından kendi içmde böyle bir karar aldım. büyük ihtimal yazı bittiğinde böyle birşey olmacayacak...

neyse pazar yazıma geri dönüyorum..bumerang gibi olacak bu yazı galiba? Pazar yazım;

Red Light Yok Olurken...

Evet, Red Light District Hollanda hükümeti tarafından alınan bir kararla yakın bir gelecekte imha edilmeye hazırlanıyor... Sebebi olarak da Red Light District'in Amsterdam şehrinin romantizminin önüne geçmesi olarak gösteriliyor...   Amsterdam? Romantizm ? hani ben bir zaman dilimi mi kaçırdım arada?

Bilmeyenler için
Red Light District; sexten tutun da ot - hap gibi bilumum ve minumum her türlü zararlı şeyin serbest olduğu bölge diyelim... sokaklarında gezerken binalarda windowsex diye tabir edilen bir olay (adını koyamadım ); 20li yaşlarda tutun da 60lı yaşlara kadar her türlü kadının sizlere davetkar tavırkarını gösterip şeyini şey ederler falan gibi bir cümle bu off...

Romantik evet.. Uh huh, this is my shit..
. İrlandalı ve İngiliz birçok tur firması Fucker's Safari adı altında buraya tur düzenlenir.. Her Türk tur firmasının Amsterdam gezisinin programında vardır.. ROMamATizmmmm...

Genellikle etrafta içip içip bağıran turistler vardır.. Vitrindeki hatunlarla 3-5 euroya işini halletmek için saatlerce çabalayanları mevcuttur.. Bir de utangeç utangeç yürüyen peoplelar mevcuttur.. Burada fotoğraf ve video çekilmesi yasaktır..

Menülerinde esrarlı brownie , kokainli kahve (benim abartım bu ) gibi mamüllerinin yanı sıra porno dvd izleyebileceğiniz özel odaları da bulunan kafeleri vardır... cık cık cık...

burada yabancı olan bizleriz tabi konuya... "annaaa, karıya bak lann" diye bir sürü Türk'ün ağzı açık salyalarını görebileceğiniz hoş romantik bir kırmızı bu..

Uh huh, this is my shit...

Aslında sosyal açıdan müthiş bir bölge burası..asyalılar - zenciler -mafyalar- fahişeler - cinselliğe aç insanlar- esrarkeşler - napıyorum ben burada diyenler - yanlışlıkla yolu düşmüş çiftler falan..

Çok ciddi
söylüyorum; UNESCO burayı da kültürel miras açısından koruma altına almalı...  Bizim Sulukule' yi koruyun demeyi biliyorlar.

Sulukule
için ilk yerleşik roman bölgesi diyebilirsiniz, evet bir kültürel olgu kesinlikle var ama kesinlikle oradan çıkartılamayacak bir kavram var; cinsellik...

Orayla ilgili aklımdan çıkmayan bir hatıra ve bir hatıranın hatırası var;
 birincisi Efes Hıdrellez Şenlikleri...

Diğeri ise arkadaşımın anlattığı minik bir hatıra;

"bir gittik oraya
, eğlence gırnatalar, hatunlar,rakılar, mezeler.. herşey süperdi süper.. taki bana kucak dansı yapan hatunun ( çingene) kocasının karşımızda gırnata çalan herif olduğunu öğrenene kadar..."

gibi...

kültür..kim tartışabilir ki?

bende hep istemişimdir aslında..
 bu taksim'in aşağı bölgesinde bulunan tarlabaşı' nı özel bir bölge ilan etselerdi.. manukyan'ın evini Polis merkezi yapmak yerine sex müzesi yapabilirlerdi.. Talimhane bölgesini temizlediler, şikayetim yok ama 10 yıl sonra Tarlabaşı' da süper güvenli ve 2. - 3. bir nevizade bölgesi olacak ama 20 yıl sonra buralar bir zamanlar kötülerin yeriydi diyebileceğimiz bir yer olmayacak...  Ya da Galata' daki Zürafa Sokakı yok edip tinercilerin yuvası haline getirdikleri için birileri pişman olacak mı?  hep diyorum, yine de dyiorum; toplumun ihtiyacı olan konuları halının altına itmektense rehabilite etmekte fayda var...


bangkok' da yaklaşan belediye başkanlığı seçimlerinde aday 16 kişiden biri de bölgenin porno kralı diye tabir edilen şahsı imiş... Şahsın en büyük vaadi Bangkok'u gece hayatı daha etkin bir yer haline getirmek imiş. Çünkü Bangkoklu insanların sadece çalıştıklarını, tek sosyal aktivitelerinin "dini ibadet" olduğunu ve bunun zamanla toplumda sorunlar yaratacağını söylüyorumuş..

porno kralı kadar aklı olmayan büyüklerimize saygılar...

çok sevdim seni manukyan...

"how much, together?"

iyi pazarlar...









Bunun güzel bir pazar yazısı olmasını diliyorum :) herkese iyi pazarlar efenim :) işten yeni döndüm.. anca bitti :S bende hemen sanal aleme koştum :) hazır uykumda yokken bir yazı yazim dedim..yarın akşama doğru uyandığımda da pazar gazetelerimi okumak yerine yaklaşık 50civarı blog okuyacağım :)

dün gece güzel fakat yorucu bir geceydi.. uzun zamandır hissetmediğim birtakım şeyleri hissettim.. aşk falan diyil be saçmalamayın :) hani insan hayata karşı bir duyarsızlaşır ya bende öyleydim son 2 yıldır... herkesin elde etmek isteyeceği birçok şeye sahip olmuştum, ve birçok insana göre iyi bir hayat yaşıyordum fakay bu benim umurumda bile değildi...devamlı yeni bir heyecan, atraksiyon ne bilim bombastic ve fantastik insan evladı olmak için cebelleniyordum.

dün gece tam 2 yıl öncesine gittim... bir ankara gecesine... ysmnsnmz bizi elimizden tutup AnKara IF Performance Hall'e götürmüştü... Hayatımda gittiğim en iyi bar performanslarından biriydi... O gündür bugündür hiçbirşey tatmin etmez beni...Pentegram çıkar sahneye; " Buna abi ya kötüler kötü..." , MFÖ çıkar sahneye "Yaşlanmışlar belli..." , Ferhat Göçer sahneye çıkar " Ses sistemi kötü..." hani illa bir bok bulucam...

Neyse..dün gece Woo Hoo diye bir grubu dinledim.. Çok dandik ötesi bir grup olduklarını düşünmekle birlikte dinleyince resmen aşık olup , be fan durumuna geçtim :) süperler...her ne kadar dans edecek hacetim olup zıplayamasam da, " bir vodka limon"  " bir burn voddka" "bi jack, bi JB" gibi siparişlere yetişmekten kendilerini doya doya sahnede izleyemesemde duyduğum ve gördüğüm yetti bana; süperlerdi kesinlikle!!! çok eğlendim hem de çok... Diyorum hep ben en çok bar ortamında 2 yıl önce Ankara' da eğlendim.. Ama dün geceyi hafızamda süper bir yerlere de not ettim...

Bu arada ben hep derim.. Her ne kadar eğlencenin kalbi İstanbul olsa da bence en iyi performans yerleri Ankara'da bulunan Saklıkent ve IF Performance Hall...




Neyse özetin Özeti Woo Hoo hastayım :)

bu pek bir pazar yazısına benzemedi zaten :) ben yenisini yazıcam :) konum belli de uykum da çok..

bir sonraki konum : Çok sevdim seni Manukyan!




kanatlarım yok benim?

bugünlerde ne kadar çok duyuyorum bunu... her hatun olan hatunun ağzında, msn ifadesinde ... bu bir başka konu.. ileriye paslıyorum...

..........................................................................................

bir sabah kalktığımda yanımda tanımadığım, bilmediğim bir yüz görmek istiyorum... tenine hiç değmediğim, yüzünü hiç görmediğim birini hemde...  gephetto  bana kızıyor mudur acep bunları benden duyunca?
 
ertesi sabah yapılan uzun uzun güzel bir kahvaltı yapmak; O, makyajını yaparken bütün o duruşuyla karşımdakini izlemek; ve çantasını alıp arkasına bakmadan çekip giderken ben öylece seyretmek istiyorum...

bir gün - bir saatlik de olsa tanımadığım biriyle saatlerce sohbet etmek sonra hayatımdan çekip gitmesini istiyorum...

bu yüzden gephetto benim kahramanım olamaz ki...

Ep. 2 coming soon...






Subject: İki insanı aynı eve tıkmak?

[ Teknik Tanım ]

Evlilik nedir?

İki bireyin yıllar süren yalnızlığını sonlandırmak adına birbirleri arasında yaptıkları çıkar anlaşmasının resmiyete dökülmesi ve karhan birbirlerine katlanma üzerinde hem fikir olunmasıdır

[ Terapik Tanım ]

Karı- koca olarak birlikte olma, bir araya gelme davranışına “ evlenme” ve kurulan bu ilişkiye de, “evlilik” adı verilmektedir.

[ Lover Tanım ]


Aşkım biz süper bir çift olduk, biz birbirimizin olmalıyız….

[ Sosyal Tanı ]

Su ile çölün kavuşması?

Alt başlıklara inmekte fayda görüyorum.. Kimse yanlış anlamasın; evlilik kurumunun var olup olmamasını değil; iki insanın bir arada yaşama arzusunun nereden geldiğini anlatmaya çalışıyorum.

İki insanı aynı eve sokmak en başından beri saçma bir projeydi zaten. Evet yargı durumu bu… farklı bir bakış açısı, enterasan bir deneyim? Neyin deneyimi mi? Tabiî ki de bu fikri duyma ve kendi içinizde hazmetme…

Yıllar sonra emekli olup sakin bir köy kasabasında hayata yeniden sessiz saki başlama hayalleriyle var olan bir insanoğlu için kolektif bir yaşamdan bahsetmek ne kadar doğru bende çok soruyorum bu soruyu kendime…

Yalnızlık ömür boyu mu? Tabiî ki de hayır…. Sujenin objesi mi yanlış yoksa? O bizi ilgilendiren bir konu değil galiba; ya da konuyla ilintili…

Bireylerin bir arada yaşama arzusu nereden geliyor? Biz karı kocayız? Tabiî ki de buradan gelmiyor… nedenini bence belirtmeden minik bir hayalperizm… Evli olup da farklı evlerde barınma durumu? Özel hayatın paylaşımı üst düzeyde, hafif flört kokan ama ciddi, hafta sonları sosyalleşmenin birlikte dibine vurulurken de hafif kanatlarınla özgür bir evlilik kurumu? Saçma mı?

Ortak bir hayat ; iki farklı rüya… neden olmasın ki diyorum zaman zaman…

Sosyalleşme ortamı kırathaneler? Kırathanelerin tavan yaptığı dönemler çoktan geride kaldı… Sosyologların birçoğu kırathaneler bireylerin sosyalleştiği, bizim kültürümüzün devam ettiği yerler olarak lanse edilir…. Doğru mudur? Fifty fifty…

Be different! Think different! Hatun dırdırının olmadığı, ev stresinden uzaklaşıldığı, özgürlüğün keyfinin çıkarıldığı yerler kırathaneler… gündüz yengeyi göremediğine göre gece de görmesek de olur gibi…? Evlilik? O kağıtta kaldı…

Evet, iki insanı aynı eve tıkma projesi baştan saçma bir proje… parayı ve zamanı optime edebilmek için… iki farklı evin giderlerindense tek evin gideri olması için… haftanın bir de bilmem kaç saatini ayrı bir yerlerde yaşayan eşinizi görmek için harcamaktansa her sabah kalktığınızda kolunuzun altında olması için…

Evet evet… optimizasyon… iktisadi açıdan evlilik kurumu…

Saçma mı? Ne kadarı ya hangi kısmı?

Yoksa ben mi deliriyorum, tanrılar mı?

Best wishes
tnrzclk

:) böle kojaman bir gülücükle başlim dedim... hüzünlü bir parça çalıp sonra dıpdıs dıpdısla devam etcem çünkü :)

nerde kaldık hikayenin çok da hatırlamıyorum :S kendi bloğumu bile okumaya hacetim yok :) en son kapadokyalardaydım galiba :)

geçtiğimiz cumartesi günü yine bir bar operasyonundaydım..çalıştım yane... cumartesi ve pazar günü iptal olduğum için netlerde takılamadım... r.e.m after show party vardı... takıldık ettik eğlendik falan...

o akşam neler oldu?

r.e.m after show party' de mekana böyle liseli bebeler geldi... bildiğiniz liseli bebeler ama; deseniz en fazla 16 yane... ama böyle havalarından belli bir st. joseph, galatasaray lisesinin havalı kızları ve erkekleri vardı... ama çocuklara uyuz oldum; bildiğiniz yüzlerinde daha sivilceleri patlamamıştı... hatunlar belli ki, büyümüşler fakat; güzelliklerinin farkında değilller... neyse olay şu..bu gençler dans ediyor falan, bir baktım ki yarım saat sonra bir sevişme modlarını girdiler... böyle mesela 2 tane ikiz erkek kardeş vardı.. bunların biri esmer diğeri ise sarışın arkadaşlarını "götürmeye" başladılar... sonra belli bir zaman sonra bu ikiz kardeşler eşlerini değiştirdi. daha sonra bu ikizlerden biri kızdan sıkılıp grubun en masumane görülen kıvırcık hatununa sardı..biz arkadaşımla, yok ya bu hatun melek falan derken, yarım saat sonra bunlar da sevişmeye başladı... enteresan vallahi...

birkaç gündür net - sanal dünya falan yalan benim için.. bunların başında BEDAŞ' ın bizim 3 aydır ödemediğimiz elektrik faturalarına hösttt diiip, elektriğimizi kesmesi ve benim konaklamamı başka başka evlerde almam sanal dünyamı sarstı..

buradan sizlere de haber vereyim.. BEDAŞ bundan sonra fatura 1 ay bile ödenmemiş ise 10 gün içinde kesecek ve 3 gün içinde haciz getirecekmiş..off <<>


Bu bir mim yazısı :) Kırmızı günlük tarafından paslandı... Aslında sevmem mim yazılarını.. Siminya gibi karşısındayım mim yazılarının.. ama Kırmızı bunu pasladığında pek de oflamadım, poflamadım... Kırmızı pasladıysa muhakkak birşey vardır dedim... Gecenin bir körü olmuştu aslında....pek yazabileceğime de inanmıyordum.. Kırmızının yana yakıla yazdığı yazıyı okudum.. Birden heyecanlandım aslında... Hemen çok da yabancısı olmadığım bu konuya ait Jeux de'fants serimi tekrar okudum.. bu çocuk biraz daha büyümüş diye? Kırmızı beni iyi algıladığından ya da aramızdaki doğru elektrikten olsa gerek 12den vurmuştu beni... Bu konulara girmeye yeniden hazırdım...

Bir kadını anlamakla başlar herşey.. Her kadın keşfedilecek bir gizemdir.. çok büyülü ve mistik bir cümle oldu belki ama bu böyle... her kadının saklamak istediği bir yanı vardır... göstermek istemediği bir doğası vardır... oynadığı bir tiyatro, var olmak istemediği bir de geçmişi... içinde kocaman bir öykü saklıdır... sonra gelenlerin okumaması içinde üzerinde büyük bir kilit vardır; pandoranın içinde saklıdır...
kadın, geçmişini saklamak; gelenin de buna saygı duymakla birlikte deşmeden korumasını ister...

Bir kadını keşfetmekle başlar herşey... Kadın oturuşundan, duruşundan, bakışından, tavırlarına kadar erkeğinin her hareketine bir anlam yüklemesini bekler... sadeliği seçer, detayında yok olup; sadeliğinin süslü çerçevesi olmak ister... beyazın içindeki masumiyetten değil, o masumiyetin altındaki
sessizliğin gölgesinden kurtulmak için bizi bekler...

Bir kadın, doğasında yok olup giderken, mucizesini bekler... mistik havası olmayan, gizemini önüne katıp ; sonrasında arkasında bırakanını ister...

kadın dört dörtlük erkek ister... bir hediye eşya mağazasından aldığı göz kamaştırıcı bibloya yüklediği anlamı yüklemek ister.. bu sersem bir cümle....

kadın, bir hikayesi olsun ister... omuzunu yasladığında anlatabildiği; kollarını açtığında sımsıkı sarılabildiği; üşüdüğünde sığınabildiği; gözlerini her daim görebildiği; güvenle fırtınalarını atlatabildiği; sabah kahvaltısını simit - çayla geçiştirebildiği; canı sıkıldığında yatak odasını terk edip salonda koltukta uyuyabildiği ama üşüdüğünde üstünü örtebilecek bir hikayenin içinde var olmak ister...

tıpkı soğuk kış gününde üşürken, sıcak bir kahveyle ellerinin ve içinin ısınmasını istediği gibi...


duyarsızlaşıyormuyumkiyoksa ;)





I

"seni bekliyorum, tümüyle seninle doluyum; resmin ve mest eden gece, duygularımda huzur bırakmıyor. tatlı, eşsiz josephine, kalbime ne yaptın? bana kızgın mısın? üzgün mü görünüyorsun? huzursuz musun?.... fakat ben kendimi tutkularıma bırakınca huzur buluyorum ki senin dudaklarında ve yüreğinde beni yakan alevleri körüklüyebileyim. dün gece, resminin senin gerçek yerini asla alamayacağı ne kadar açıktı. öğleyin yola çıkacaksın; üç saat sonra seni göreceğim; o zamana kadar mio dolce amor, bin öpücük! fakat sen bana öpücük vermemelisin çünkü kanımı tutuşturuyor."

II

senden hiç bir mektup gelmeden geçen üç gün. bense hergün yazdım. bu ayrılık korkunç bir şey. geceler uzun ve tatsız, günler ise monoton. düşman yenilgiye uğradı sevgilim, 18.000 esir, gerisi ise ölü veya yaralı. wurmser'in elinde sadece mantua kaldı. bu şimdiye kadar elde edilen en büyük başarı. italya, friuli ve tirol, cumhuriyet için kazanıldı. bir kaç gün içerisinde birbirimizi tekrar göreceğiz. bu emeğimizin ve meşakkatimizin ödülüdür. bin ateşli öpücük."


III


"mektupların soğuk.. onların tonu bizim sanki en azından yarım yüzyıldır evli olduğumuz kanısını uyandırıyor. arkadaşca ve soğuk, bu nefret uyandırıcı ve garazkar bir şey. bunun dışında senden daha ne bekleyeceğim? artık beni sevmediğini mi duyacağım? bu eski bir hikaye. benden nefret ettiğini mi? pekala. benim istediğim de bu. efretin dışında herşey haysiyet kırıcı olur. fakat mermerden bir kalple kayıtsızık, fersiz gözler, gevşek bir yürüyüş?... kalbim kadar hassas bin öpücük"


IV

"ben geliyorum, sakın yıkanma..seni bin öpücüğe boğacağım"



Kristof Kolomb'u finansal ve siyasi açıdan destekleyerek Amerika' nın keşfinin arka planında önemli rol oynayan Kraliçe Isabella' nın ömrü boyunca sadece 2 defa yıkandığı söylenmektedir... Birincisi, doğduktan 1 hafta sonra vaftiz olmak amacıyla ve evlenmeden 1 hafta önce...



Kapadokya gezimin ardından niye böyle birşey yazdım tabikide bilmiyorum :) komik ama... biz yıllardır yanlış yapıyormuşuz meğer :) Isabella' nın amacı yıkanmayarak genç kalmak ve güzel görünmek imiş.

Napolyon ise karısı Josephine bu "yıkanma, geliyorum" tarzında mektuplar yazarken, karısının o yoğun kokusunun kendisi üzerinde afrodizyak etkisi yarattığını anlatmak istemiştir..

dedim ya, belki biz yanlış yapıyoruz :P



Wenn getanzt wird, will ich fuhren,
Auch wenn ihr euch alleine dreht,
Lasst euch ein wenig kontrollieren,
Ich zeige euch wieÂs richtig geht.
Wir bilden einen lieben reigen,
Die freiheit spielt auf allen geigen,
Musik kommt aus dem weißen haus,
Und vor paris steht mickey maus

***
just a dream :))

Bu firmayı çok seviyorum :) Zaten aile gibiyiz... Her ne kadar arada diğer tur firmalarının işlerine de gitsem burayı her zaman müşteri kalitesi ve müşteriye verdiği önem bakımından tek geçerim... Geçirdiğim en iyi turlardan biriydi... Grubun çok uyumlu olmasının müthiş önemi tabiki de vardı..

Herşeyden öte Avanoslu Ali Rıza Abi başta olmak üzere çok süper insanlarla tanışma ve güzel birkaç anı onlarla paylaşma fırsatı yakaladım... Sırf Ali Rıza Abi için tekrar Kapadokya'ya gideceğim...

Bu arada bana arada mail atanlar oldu.. Hangi firma bu ? Tur programının detayı falan nedir diye?
Tur firmasının web sitesine buradan, detaylı tur programına buradan, kaldığımız otelin web sitesine de buradan erişebilirsiniz...

Hatırlatmak istediğim birkaç şey var... Tur programını değiştirme hakkımızı kullanarak aksatmadan sadece günlerinde oynama yaptık... Buraya sadece belli başlı şeyleri not ettim ya da foto karelerini sergiledim.. Bu turu anlatmak gerçekten imkansız...

İlerleyen zamanlarda giderim fikrinden kesinlikle uzak durup en kısa zamanda gitmenizi tavsiye ediyorum... Ömrün ilerleyen zamanlarında pek vakit kalacağına inanmadığım için ...

Veni vidi vici...

Git git bitmedi bu tur der gibisiniz :)) sormayın ya , harbiden bende öyle diyorum :)) fotoğraf ayıkla - yükle öldürdü beni...

Pazartesi sabahı saat 09.00 sularında otelimize hiç dönmemek üzere ayrıldık... buradan ilk durağımız çömlek yapım ve satış yeri oldu... herşey el yapımı 10 numara şeylerdi... bizim öğrenci evine güzel gitmezdi ama çok gözüm kaldı... iç mekan fotolarım her zamanki gibi kötü çıktı...



Daha sonra Derinkuyu Yeraltı Mağaraları'na doğru yola çıktık... 3 gün boyunca yağmur bize yüzünü göstermemişti... Artık hafif hafif gösteriyordu bize kendini...Derinkuyu'ya gelmiştik... Aradaki olan bütün hikayeleri pas geçiyorum... Derinkuyu yeraltı mağaralarına kat kat inmeye başladık... O kadar dar ki yollar, ancak tek kişi eğilerek ilerleyebiliyorduk.. Sadece kilise, ahır gibi yerlerde grubu toparlayıp bilgi verebiliyorduk... Güzeldi.. Garipti... Gün ışığına çok şükrettim :))



Buradan çıktıktan sonra (ki 3saat durduk:) ) Narlıdere Krater Gölü'ne geçtik.. Muheteşem, el değmemiş süper bir yerdi... Kimsenin de keşfetmemesi gerekiyordu bence...

Sonraki durağımız Ihlara Vadisi idi... Ihlara'ya özel bir önceki topicte, special bişiyler yaptım zaten... Oraya bir bakıverin :))

Buradan çıktıktan sonra mola yerimiz olan Hanifi Yılmaz tesislerine geri döndük... Dönüş yoluna girmiştik.. Otobüse benzin - catering falan yükledik... Misafirler o arada 45 dk kadar dinlenme fırsatı buldular...

Buradan sonra son durağımız olan Tuz Gölü'ne geçtik... Gün batımında yakalamıştık burayı.. ama bizden biraz önce uğrayan yağmur o müthiş manzaramıza biraz çiselemişti :) kartpostallık fotoğfraf maalesef ki çekemedik; küresel ısınma ve etraftaki tuz işletme yerleri yüzünden...



Turumuz fiilen bitmişti... Son bir konuşma yaptım.. Aldığım tepkilere baktığımda süper olduğuna inanıyorum. :)

.....

Ihlara Vadisi tur programımızın son gününde sondan bir önceki durağımız... Burası tam bir doğa harikası olduğu için buraya ait çok fotoğraf karem olması dolayısıyla özel bir yer açmak istedim... Vadi içerisinde bulunan tarihi freskler ve kiliseler maalesef benim gözümde doğanın çok önüne geçemiyor... Oysaki buranın tarihi VI. yüzyıla kadar dayandığı söyleniyor. Binlerce insanın burada yaşadığı, ünlü mezheplerin burada doğduğu, dini ayinlerin burada yapıldığı da biliniyor ama inanın o manzara karşısında çok da sizleri enterese etmiyor...








































Kaydol: Kayıtlar (Atom)