Myspace'de günlük tutan Gülsuna Korur, özel yaşamına dair bir çok şeyi paylaştığı kişisel sayfasına koyduğu bir video, bugünlerde internetin çok konuşulan en çok tartışılan konusu oldu.
Son dört gün içinde kişisel sayfası 40 bine yakın kişi tarafından ziyaret edilen ve 18 bin kişinin izlediği videoda Gülsuna Korur, kişisel sayfasında paylaşıma açtığı videosunda evlenmek istemediğini gözyaşları içinde anlatıyor. Videoda, aile baskısından şikayet eden genç kızın, zorla evlendirilmeye çalışıldığı "Ahmet Abi" ise çocukluk arkadaşı..
ŞOKTAYIM !!!
Kız Kavgası
İstemeye Geliyorlar !!!???
* Bazı videoları izlerken Türk filmleri akıllara geliyor. Replikler, mimikler yapılanda bir oyunculuk mu var dedirtiyor..
* Bazı videolarda Gülsuna'nın tek olmadığı görülüyor. Kamerada küçük hareketlerle kadraj ayarı yapılıyor.
* Konular ve söylenenler, bunların oyuncu olmak isteyen bir gencin kurguladığı videolar olabilceğini de akıllara getiriyor.
kaynak: haber3.com
ben diyorum gurme olmak istiyorum diye :) ben diyorum 7tepe üniversitesinde gastronomi ve mutfak sanatları okumak istiyorum diye ama gel de bizimkilere anlat :P neyse... aslında copy paste olaylarını sevmem ama, insanların beni ziyaret ettiklerinde doğru ve keyifli birkaç bilgi sinsilesi elde etmesini de istiyorum.. bu yüzden şuanki copy - paste olayımı mazur göreceğinizi ve aşağıdaki yazıyı keyifle hazmedeciğinize inanıyorum.... hoş gezintiler :)))
Bir 'şişman ördek' masalı
Heston Blumenthal, pişirme sanatıyla bilimi harmanlayan moleküler gastronomi kavramının 'alaylı' ustalarından. İngiltere'de, en sıradışı unsuru muzlu Nesquik olan son derece normal bir yeme içme adabıyla büyüdüğü sırada, 1982'de 16 yaşındayken ailesiyle birlikte yolu Fransa'ya, şef Alain Chapel'in iki Michelin yıldızlı restoranına düşüyor. Yemeklerin sunuluş biçimi, koca bıyıklı sommelier, ıstakoz sosu falan derken bir anda gastronominin kendisini ne kadar da çok ilgilendirdiğini fark ediyor. Daha okulunu bitirmeden, çalışmak ve iş öğrenmek üzere birçok restorana başvuruyor; tek bir tanesinde Marco Pierre White isimli bir şefin yanında iş buluyor. White'la bugün hala yakın dost olmalarına karşılık restorandaki iş hayatı yalnızca bir hafta sürüyor. Blumenthal'in alıp alacağı tüm profesyonel eğitim de bu kadarla sınırlı kalıyor zaten.Hayatını kameramanlık yaparak, fotokopi makinesi satarak, mimarlık bürosunda çalışarak, hatta para tahsilatı yaparak geçirmeye başlıyor. Kazandığı her kuruşu da o zamanlar sevgilisi şimdi karısı olan Suzanna'yla birlikte iyi restoranlarda yenilen yemeklere harcıyor. Para bulmak için arabalarını satmak zorunda kaldıkları zamanlarda bile üç yıldızlı restoranlardan çıkmıyorlar. Arkadaşları ona deli gözüyle bakarken o, yaşananları geleceğe yatırım olarak görüyor. Bu arada da habire yemek kitapları okuyor, yemekler yapıyor, kendini geliştiriyor. 1986'da, ABD'li yazar Harold McGee'nin Yemek ve Pişirme Üzerine: Mutfağın İlim ve İrfanı isimli kitabı eline geçiyor. Ünlü şeflerin çoğunluğu önce teknik öğrenip sonra işin 'nasıl'ına bakarken, Blumenthal, McGee'nin kitabında anlatılan 'nasıl'larla fena halde ilgilenmeye başlıyor. 1995'de, iki çocuk babasıyken ne yapıp edip biraz para biriktiriyor ve Londra'ya 45
dakika uzaklıktaki Berkshire, Bray'de bulunan eski bir pub satın alıyor. İşte o pub'dan bozma 15 masalı Fat Duck restoranı, bugün tam üç Michelin yıldızının sahibi. İspanyol şef Ferran Adria'nın El Bulli'si ile birlikte Avrupa'nın en iyi iki restoranından biri olarak kabul ediliyor. 2001'de ve 2005'te de tüm dünyanın en iyi restoranı seçilmişliği var. Blumenthal, bugün dünya gastronomi kongrelerinde Nobel fizik ödülü sahiplerine tat ve yiyecek bilimi üzerine seminerler veriyor. Yemek hadisesinin beş duyu eşliğinde yaşanan bir deneyim olduğunu, dış etkenlerin tad algılayışımızı had safhada etkilediğini deneylerle anlatıyor. Rezervasyon yaptırmak için en az altı ay beklemek gereken Fat Duck restoranın bine yakın şarap çeşidi içeren kalın bir ansiklopedi boyutundaki şarap mönüsünde bu aydan itibaren Türkiye'de üretilen en pahalı şarap Kayra Imperial 2005 de yer alıyor haberini verip, her birine ayrı bir şarabın eşlik ettiği, 14 birimden oluşan ve yemesi yaklaşık beş saat süren tadımlık mönüden örneklere geçelim:Nitrojende yeşil çaylı ve limli mus:

Masaya bir kova sıvı nitrojen ve mus dolu bir kap geliyor. Bir kaşık dolusu mus, sıvı nitrojende 'pişiriliyor'. Tek lokmada yerken damağın dışı donuyor, içi ise yumuşuyor. Servisten hemen önce donmuş musun üzerine yeşil çay tozu serpiliyor, siz kaşığı ağzınıza atarken de garson havaya yeşil çay kokusu sıkıyor.
Bıldırcın jöleli pate parfesi, ıstakoz kreması, meşe yosunu ve trüf mantarlı ekmek ile:
Üç aşamalı bir yemek. Önce bir tabakta incecik plakalar halinde meşe yosunları geliyor. Nefes tazeleyici striplere benzeyen bu yosun tabakalarından birini üst damağımıza yapıştırarak mantarın yetiştiği toprağın tadını hissediyoruz. Sonra biz jöleli, ve kremalı pateyi yerken, garson masadaki yosun tabağına sıvı nitrojen döküyor, masa bir anda dumanlarla kaplanırken ortalığı orman kokusu sarıyor. Ardından, katmanlı çorba: En altta jöle, ortada soğuk çorba, tepede pate. En sonunda da trüf mantarlı ekmeği atıyoruz ağzımıza.
Denizin sesi:
Önce, herkese ayrı ayrı içine minik bir iPod konmuş büyük bir deniz kabuğu geliyor. Garson kulaklıklarımızı takmamızı söylüyor, yemek gelmeden önce birkaç dakika kıyıya vuran dalga seslerini, martıların çığlıklarını dinliyoruz. Yemek camla kaplı, içi kum dolu bir tahta kutunun üzerinde servis ediliyor. Camın üzeri, dalganın vurup çekildiği andaki deniz kıyısı gibi düzenlenmiş. Bir sürü yosun, deniz mahsulü, köpük ve 'kum'. iPod'u dinleyerek yiyoruz. Köpüklerin formu hiç bozulmuyor.
Sıcak ve buzlu çay:
Bir bardak Earl Grey çayı. Yudumlayıncaya kadar yarısının sıcak, yarısının buz gibi olduğunu anlamıyorsunuz. Bardağın dikine yarısı sıcak, yarısı soğuk...
Çırpılmış yumurta ve bacon dondurması, yeşil çay reçelli ekmekle:
Garson, bakır bir sahan, gaz ocağı ve yumurta kutusuyla geliyor. Gaz kalmamış(!) özel Fat Duck yumurtalarını sıvı nitrojenle yapmak zorundaymış. Yumurtayı sahana kırıyor gerçekten de ve sıvı hidrojenle anında donduruyor. Çırpılmış yumurta dondurması, çay reçeliyle kaplı esmer ekmek dilimi üzerinde servis ediliyor, bir dilim donmuş bacon'la birlikte. Dondurma gerçekten de bacon tadında.
Viski şekeri:
Herkesin önüne bir çerçeve konuyor. Camın altında İskoçya'nın ve Tennessee'nin haritaları var. Camın üstünde ise, altı ayrı bölgeyi işaretleyecek şekilde, şişe biçimli ve viski tadında jelibon kıvamında şekerler var. Her şekerden sonra bir yudum su içiyor, ağzınızı yeni viskinin tadına hazırlıyorsunuz. Altıncı şekerde Jack Daniels'la bu harita turu tamamlanmış oluyor.
kaynak:
http://www.sabah.com.tr/2008/04/20/pz/haber,9852753FE8664E679130CD59030E5BB4.html
bir zamanlar eskidendi eskiden...
bugün 29 temmuz olmuş günlerden... puflar pıflarla, bızbız ve bıtbıt bir şekilde hayatım ilerliyor...bir aktivitem yok son 1 aydır :S üzülüyorum bu çocuğa ( aynada baktığımda, kendi kendime söylediğim şey )
düşündüm de son bir 8 - 9 aydır, konser - party - püsküğüt hayatım nasılmış bir liste yapim;
- bronx malt konseri
- bronx yeni türkü konseri
- riddim yeni türkü konseri
- duman konseri
- öztürk konseri
- gripin konseri
- bronx guns'n roses tribute falan fülün
- şevval sam konseri
- ince saz konseri
- mfö konseri
- pentegram konseri
- dolapdere big gang konseri
- murak ak süper solo performans :))
- studio live pes konseri
- redd konseri
- kargo konseri
- riddim everbodys loves 80s (yıl boyunca 3/4 üne gittim )
- bronx everybody loves 80s
- bronx karoeke party
- salsanat birthday's party
- karmaşık everybody loves 80s party
- club clinic (püsküüüt)
- club fancy(püsküüüt)
mesela kaçırdığıma üzüldüğüm şeyler var;
- istanbul jazz vapuru
- flugtag
- redbull air race
- bengü konseri
- demet akalın konseri
- ajda konseri
- ceza konseri
- nike human race...
- bilmiyorum valla gerisini...
sorgulatımsı bir yazı... benim için değil, sizin için!
Evet sonunda bu da oldu güzel ülkemde :)) ülkemizde her annenin çocuğunun doktor olmasını istediği bir yerde annemi gururlandırmak istedim :)) rektörlüğe başvurdum :))
neden mi başvurdum? bilen bilir, ben bir avm' de ikoncanlık yapıyordum.. bu hafta işi bırakıyorum o ayrı mesele :) çalıştığım yerde çalışanların profilini inceledim ve sonuç;
1. müdürüm İstanbul Üniversitesi TV - Sinema Mezunu
2. müdürüm Ege Üniversitesi Sosyoloji mezunu
Reyon Yöneticim Sakarya Üniv. Metalurji Malzeme Mezunu
Kasa Sorumlusu Sakar. Üniv. İşletme Mezunu
Çalışma Arkadaşlarım;
İstanbul Üniv. İşletme Öğrencisi
Marmara Üniv. İktisat Öğrencisi
YTÜ İktisat Öğr.
İstanbul Aydın Üniv. Çocuk Gelişimi Öğr.
İzzet Baysal Üniv. Program Yazılım Mezunu
Marmara Üniv. Sınıf Öğr. Mezunu
Biri ezcacı kalfası
Osmangazi Üniv. Makine müh. öğrencisi
Galatasaray Üniv. Fransız Dili Edebiyatı Öğr.
böyle bir durumda dedim ki , kimsenin kendi işini yapmadığı, her boq olmanın kolay olduğu ülkemde rektör olim da bir şanım olsn :)
ben başvurdum, siz başvurun.. Form için ;
www.yok.gov.tr/duyuru/RektorAdayBasvuruFormu.doc
İşte benim başvuru formum;
eeet. :) uzun zamandır böyle bir yazı yazmayı istiyordum. pelin ablama çok özeniyorum ama tabi imkansızlıklar içinde yüzüyordum :) bir gece çok acıktım. gece sabahın 4ü olduğu için dışarı gidip birşey almak zor geldi ve dedim işte tam zamanı :)
Malzemelerimiz;
- 1 adet yarım ekmek (aslında yarım ekmekten daha az :) )
- nar ekşisi (öğrenci evinde nar ekşisi vay vay :) )
- 1 adet soğan
- 1 adet yumurta
- 1 adet domates
- bir tutam kekik - nane
- 150 gram beyaz peynir
- 50 gram tereyağ
Yarım ekmeğimizi dönerci misali ikiye bölüyoruz :) içine ve dışına güzel tereyağını sürüyoruz :) daha sonra ovarlak (yuvarlak ) şekilde doğradığımız soğan ve domatesimizi (ki ben doğradım siz de doğrayın) ; domatesleri ekmeğin sağ tarafına, soğanlarına sol tarafına diziyoruz. domateslerimizin üzerine beyaz peynirimizi rendeliyoruz. daha sonra nar ekşisini ve baharatlarımızı güzelce :) serpiştiriyoruz... sonra 200 derecede 5dk minifırında (allahım evde yok yok :) ) ısıtıyoruz... farkettim de bu tarifde yumurtanın yeri yok :))
sonra afiyetle tüketiyoruz... gerçekten güzel bir tat ortaya çıkıyor :) iğrenç değil valla :)
burger kingde soğanlı cheeseburger yada kfc' de mısırın yanında verilen iğrenç sosu yemesini biliyorsunuz.. en azndan bu yemeğin içinde ne olduğunu biliyorsunuz :)
esenlikle kalın... daha ailemsi yemekler için pelin ablayı ziyaret edin :))
not: lütfen arkada maybe i'm amazed dinlemeyin.. bu yazı için uygun değil :)
bir kadın için doğru bir seçimi irdeledim.. karpuz değil ki alırken biraz ellesin içimden dedim :) dokunduğun anda sana ben süperim desin... hep diyorum ya gördüğün sandığın değildir, bu da böyle bir şey... görüntüsüne, içinden gelen tok söze kanılmaca, kandırılmaca oyunları... kelek çıkıp çıkmaması piyangoları :)
doğru erkek yok aslında... kadının yanlış seçimi de... bir bakış ,bir duruş, saniyenin 1/10 'da biri...
bugünün yarınını, yarının dününü düşünen ve güzelse tekrar tekrar yaşamak niyetiyle yelkenlerini sonuna kadar açıp deniz türkülerini söyleyen kadınlar; sakin - huzurlu bir koyda demir atmak yerine, fırtınalarla dolu bir maceranın peşinde koşsunlar?
sabaha kadar tek başına(!) üşümekle, kendilerini istemedikleri bir bedenin yanında barındırsınlar... ?
bu yazı bir kadının doğru kişiyi nasıl seçerimi değil, 1/10 ' lik bir anın sonrasını anlatır... fazlasını değil... soruların cevabını vermez ta ki son hadde kadar :)
aslında bu yazının başlığı futurkish man olacaktı ama vazgeçtim.. çünkü bunun adamlık bir yazı değil, adam akıllı bir ilişkinin yazısı olmasını istedim.
ben aslında böyle yazılara hiç girmeyecektim. benim yazılacak yazı topic listemde 3 tane konu duruyor;
- rektörlük başvurum
- imkansızlıklar yemeği
- jedefant's yazı dizisi
futurkish love yazıma giriş yapıyorum. aslında yok ettiğim hayatlar falan diye bir tirat atsam süper hit alabilirim ama vicdanım sızlıyor, o ayrı mesele... kendi sorunlarım yokmuş gibi bir de dünyayı umursuyorum..off allahım offff....
iş arkadaşlarımdan o gün ayrı bir yemek yedim, mola saatimde. çünkü shiftlerimizin uyuşmadığını düşünerek ben erken çıkmıştım. meğersem onlarda benden 10dk sonra yemeğe çıkmışlar. ben yemeğimi bitirdikten sonra, geri dönerken onları gördüm ve yanlarına uğradım. herkese en içten böcek dileklerimle afiyet olsun dedikten sonra, bir bayan çalışma arkadaşıma elime omuzuna atıp öldürcem kız seni diye takıldım. o an bildiğiniz bir buz çağı başladı. anlamadım tabe, noluyor ne gidiyor falan derken pat diye masadan tanımadığım bir delikanlı kalkıp gitti. ardından o takıldığım bayan arkadaşımda pınnn.. masada geri kalanlar bana, kalkan çocuğun takıldığım arkadaşımın nişanlısı olduğunu ve süper ötesi kıskanç olduğundan bahsettiler.. offf yarabbim dedim....
sonra takıldığım arkadaşım (ki bundan sonra y diye geçecek) dedim ki noldu? o da bana kıskançtır falandır püsküğüttür anlattı... Y'nin sevgilisi o kızgınlıkla işten ayrıldı. Y, sevgilisine ulaşamadı ve muhtemelen ayrıldılar.
bu olayların tamamı 30dk içerisinde gerçekleşti... :S
sanık : ben
tanık: onlar
görgü tanıklar: bizimkiler
olay: broken heart
..............................................................................................................................................
sonra beni düşünmeler aldı.
benim açımdan;
hayatta sevmediğim şeyler vardır. 3. şahıslar yüzünden bir ilişkinin sekteye uğraması - mahvolması gibi. bugün hayatımda en sevmediğim karakteri canlandırdım. istemeden bir ilişkiye müdahil olup , istemesem de taraf olmak durumunda kaldım. ve kendi hayatım yetmiyorumuş gibi birilerinin hayatını da bok ettim. üzülüyorum, istemeden bir evlilik hayalleri kuran bir kızın hayallerine kabus gibi çöktüğüm için, üzülüyorum ah aldığım için...
ters açı;
bu kısımdaha mantıklı düşünmeye başladığım anlarda geldi aklıma... bir ilişki düşünün, partnerinizin size saygı göstermediği, sözde güven ahkamları içinde bir bakıştan bir duruştan kıskandığı... rahatsızlık verircesine sizi kısıtladığı ve özgürlük bayrağını onun kanatları altında salladığınız... kimsenin kimsenin sallamadığı, bu akşam yattım, yarın sabah seviştik bir ilişkiden tabiki de bahsetmiyorum ama evlilik gibi ciddi bir hadde gelmiş durumda, partnerine sonsuz saygı &sadakati veremediğinde evliliğinde bir boka yaramayacağından yanayım.
Evet üzüldüm yapıtğım şey adına ama, bir kadını bir futurman den kurtardığım için de hafif hafif gururluyum. belki bir yerlerine dank eder diye?
çok mu gıcığım?
futursuzca ....
adanmışlıklarla, adamışlıklarla, umutlarla dolu olacağına inandığım bir hafta sonuydu. her ne kadar cumartesi günü patt diye hocam vize koysada, benim hayata dair umudum hep yüksekti :) cumartesi sabahı kalkıp, gerçekten iyi hazırlandığımı düşündüğüm sınavıma müthiş bir motivasyonla girmiştim; taki hoca 6 tane soruyu sorana kadar... ilk sınavımda çıkacak bütün soruları doğru tahmin ederek hayatımın en müthiş sınavından sonra bunun çıtır çerez olacağını düşünüyordum. sıçrama tezleri, kamu tercihleri, paradigmalar, sosyal maliyetler falan filan... ama hocam saolsun öyle bir sağ kroşe vurduki :) sorduğu 6 tane sorudan 1 tanesine dair fikrim yoktu. 2kelime arasında kalmış 1kelimeden soru yapmış ağlarıma torpidosunu bırakmıştı. ilk 40 dk asistanla göz göze sevişmemiz 41.dk soqarım böyle sınava deyip, sıpıttırmalarımla bitirdim. sınav sonunda hayal kırıklığı falan.. sonuç = fubar
yavaş yavaş çabaladıkça battığımı hissetmeye başladım. hayatımda birkaç şey dışında süper giden tek birşeyim var.. dipnottu bu bir önceki cümle :)
o ayrı mesele de kendi hayatımı mahvetmeye yetmiyormuş gibi başkalarının hayatını da bok ediyorum.. bu bir sonraki ve başlığı büyük ihtimal futurkish man başlıklı yazımda olacak...
sonuç olarak, herkesin süper geçirdiği bir haftasonun bütün gün fubar diye diye geçirdim...
not: fubar kelimesinin çok değişik anlamları olmakla birlikte, ben fuck kelimesinin ikamesi olarak kullanıyorum. ünlem olarak kullandığımda kahretsin, isim olarak kullandığımda tamir edilemeyecek kadar siqilmiş anlamını seviyorum..
fubar= fuck beyond all recognazition
fato bana istatistik anlat o ayrı mesele :)
şimdi liberal düşünüp, faiz indirimi yapmak, kamu harcamalarını kısmak,4ever kapitalizm demek, sigma kare ki kare diyip standart sapmak istiyorum...
bys.
Jeux d'enfants daha izlemedim ama izlemeyi, izleyip de buraya bütün duygu hakimiyetimi aktarmayı düşündüğüm bir film. konusunu arka kapaklardan, yorumlardan okudum ama kendi içimde eritmedim... daha zamanı var gibi... bir yaz sıcağında değil de biraz daha üşüdüğüm bir akşam da yazılacak bir yazıya benziyor?
bu kısımları pas geçiyorum...
bugünlerde çok efeminen tavırlar sergilediğimi hissediyorum. bir parça da yazılarıma yansıyor galiba. Her ne kadar benim projelerimden haberdar olmayan bir kitle olsa da zaman içerisinde kırmızı ile beyaz arasındaki farkı kendimce yorumlayacağım :)
biraz da anladığım, anlatabildiğim kadarıyla kadınları bu pencereden kendi pencereme aktarmayı çalışacağım. birilerini karşıma almak, birilerinin savunuuculuğunu yapmak, şirin gözükmek adına değil; kendi içimde cevabını veremediğim soruları yanıtlamak adına...
bu esnada bana birilerinin ilham vereceğini, bana yol göstirici olacağını umuyorum :)
kadınları anlamak serisine başlıyorum :) çok hazır hissetmiyorum kendimi ama, sadece minik bir giriş yapim dedim :) önsöz gibi...
mel'den ve pucca'dan biraz yardım bekliyorum :)
pls...
ben mi? evet... bir gün çıkıp gideceğim kapıları, evleri, dergileri, hüzünler bırakarak... bir çiçek merhaba diyecek... hoşgeldin diyecek dağ... orman gülümseyecek... anımsayışların, bekleyişlerin, ümitlerin ya da ümitsizliklerin hırsların, yarışların, tasaların kalktığı yerde tam anlatının, salt anlatının kaldığı yerde başlayacak şiir... hiç kimseye seslenmeyen, kendi kendine yeten sadece... kendi mantığı; kendi güzelliği içinde tutarlı... ... deniz ve ufuk girecek, karınca yuvaları, gökyüzü, kozalaklar ve kopuk ve artık hasetsiz bir aşk... yani sevişmek denizle, koşulsuz, önyargısız, hesapsız... yani uzanmak ve düşünmek binlerce yıl.. doğan, ölen ve yaşayan şeyleri... doğumu, ölümü ve yaşamayı yani dingin ve büyük olan herşeyi anlatmak... ben mi?evet. çıkıp gideceğim bir gün... tasasız, gözyaşsız, geride birşey bırakmadan ve birşey beklemeden ilerde... sadece yağmur sularından pırıl pırıl bir yürek artık kendi kendinin anlamı ve nedeni olan bir yürekle... ** ben yazmadım, aşağıdaki yazımda yazılmışlara uydurdum... |
"doğru dürüst manasınıı bile bilemiyorum.edebiyat yapmıyorum.sahiden bilmiyorum. şöyle anlar gibi olmuyor değilim.ama sanmam ki bu yazıya başlık koyacak kadar yetsin." (Sait Faik Abasıyanık - Havuz başı - 17.basım)
bugünlerde hayata dair anlam yüklemeye çalıştığım o kadar çok şey varki... kişi isteyince oluyor; saçmalıklar, tereddütler, başarsızlıklar, arkada kalanlar, gölgeli zaferler, hileli hikayeler, abartılmış masallar, yazılmışlara uydurulmuş türküler, basmaya korktuğumuz harfler, karşısında yüzleşemediğimiz aynalar...
hayatı yaşamak kadar anlamlandıran o kadar çok şey varken; bardağın yamuk duruşu, yazıların simetrik olmayışı, perdelerin kirlenmesi, evin pislenmesi, çocuğumun karnesine 5 gelmemesi, telefonumun çalmayışı, serdar turgut'un mastürbasyon kelimesini bir "nostaliji" olarak nitelendirmesi gibi şeylerle canımı sıkmak için yer arıyorum; ki sizde arıyorsunuz...
bir sait faik, bir halikarnas balıkçısı kadar rahat bir yaşam süremeyişim kadar rahatsız eden birşey daha yok herhalde beni... sabah kalktığımda tek derdimin evimin önünü süpürmek, çiçeklere su vermek ya da denize doğru bir ağacın altında ense yapmaktan ibaret bir hayat arzuluyorum. ekonomik kriz varmış, bir yerlerde savaş oluyormuş, sular kesikmiş, elektriğe zam gelmiş, bir yerlerde birileri ölmüş banane ki? evet; dünyaya karşı gamsız, ve umarsız olmak istiyorum... benden öncekilerin beni düşünmediği gibi; bende, benden sonrakileri düşünmek istemiyorum. Dünyada birileri ölürken biz endişe ederken, birilerinin benim hayatım için endişe etmemesine kızıyorum...
bahçemde, ağaçlarla çevrili rüzgarın sesini hissedebildiğim, kendimi soyutladığım bir yerden yazıyorum... ben huzuru bulmuşken, geri zekalı komşumun yüksek sesle arabesk şarkılar çalmasına fubar diyorum.
ne yapmaya mı çalışıyorum? bir gün buralardan kaçıp gidecek cesareti bulmaya, ve sıfırdan bir hayat için kendimi motive etmeye çalışıyorum. kendi hikayemi kendim yazdığım ve başkalarını inandırabildiğim bir hayata başlamak istiyorum... yaşadığım ve başkalarının sonuna kadar beni bildiği bir hayattan vazgeçmek istiyorum...
Dibe vurduysan yada hala düşüyorsan... ben yapamadım ama işte sizlere önerim; yukarıdaki paragrafı tekrar tekrar okuyun; yeni bir hayatın, hayatınıza yeni girmiş bir kadınla flört etmenin aynı mutluluğu vereceğini unutmayın... Tek farkın, bir ömür hayatla sizin aranızda sürecek bir flört olacak olmasını keşfedin...
Şimdi yeni bir moda akımı... Akım falan değil ben uyduruyorum aslında :) Fotoda gördüğünüz zarları 3 - 5 çift geliyor bir arada bu oyunu oynuyorlar. Yaptıkları sosyal aktivitenin adını ben söylemek istemiyorum ama büyüklere masallar :) Zarların üzerlerinde "YE onu!" falan gibi bir sürü birşeyler yazıyor :) oyun zevkli mi değil mi bilemiyorum :) hani böyle american pie filminden çıkma, vayyyyyyyyyy be kolejli gençlere bak, bizim zamanımızda yoktu böyle şeyler
dedirten ama ters olan şeyler :)
aşk mı ? aşk diye birşey yok, tabi oyunda :)
Yıllardır ben söylüyorum bu eğitim sistemi yanlış diye. öğrencilere yanlış yollarla anlatılmaya çalışılıyor dersler. başka bir deyişle gösterdikleri havuç, uzaktan kötü gözüküyor :) doğal olarak tavşan havuç yemiyor :) yıllardır türev - integral - limit anlamamış biri olarak bütün olayı çözdüm. çözmekle kalmadım aştım... hani derler ya akıl yaşta değil başta diye :) ne alakaysa :) yok böyle birşey tabe :) yanda yeni bir çığır , yeni bir formül.. ben yazmadım ama yazılmışlara uydurdum :) teori benden pratik sizden :)
büyüklere masallar :))
Kanatlarına özgürlük notu iliştirip, kurduğun hayalleri peşine takman gibi... 2 kadehin yanında biraz çikolatayla mutluluğu araman gibi... Seni özledim notunu yazıp, şarap şişesini kıyılarına bırakmam gibi... gökyüzünde Yıldızlar Evinde, denize karşı bir kadehle seni izlemem gibi... Baküs'te, senin için bir şarap evinde, sana özel bir şişeyle seni beklemem gibi...
Güz üzerime dökülür aheste aheste
Babil’de dilenciyim, bir soyluyum Efes’te
Kadeh Hayyam eder beni…
Cümbüşünü karşıdan hissettiren bir dosta rastlarsın o hoşcakalınmaya çalışılan kalabalıklarda. Yıllar birer birer atlar derinliğinde, yaşanmışlığın kıyısında... Bir dosta sarılmanla, zamanın adım adım ilerlemesi arasında farkı hissedersin haziranı, hissettirirsin içindeki hazirana...
Ölebilirsin artık... Sevmişliğini, sevilmişliğini, terkedilmişliğini, özlemişliğini o heyheylerle birlikte cümbüşünde yok edebilirsin... Dingin, dizgin her türlü gebe duygularını yok edebilirsin...Söylenebilecek her türlü kelimeye sus diyebilirsin...
Gördüğün, görüp de sandığın herşeyin olmadığını anlayabilirsin...
Bugünlerde ne komik ne de tespitsel birşeyler yazabiliyorum. Çok durağan gittiğini sanıyorum. arkadaş sohbetlerinden ortaya çıkabilecek 3 - 5konuyu da buraya yazmaya çok da layık görmüyorum galiba...
geçtiğimiz günlerde 2005 yılı yapımı bir film izledim: Wedding Crashers. Türkçe' ye aktarılmış hali : Davetsiz Çapkınlar.
Filmin konusuna gelince;
kimin düğünü olursa olsun hangi etnik kökende ve dinde olursa olsun – Yahudi, İtalyan, İrlanda , Çinli, Hindu– karizmatik ve çekici iki arkadaş her düğünün en gözde erkekleri olarak düğünlerin hoş , bakımlı genç ve bekar kadınları baştan çıkarmaktadır...ana kural her düğünden güzel bir kadınla çıkmaktır. Washington, D. C. Sosyetesi için yılın düğününde de tabi bu süper iki arkadaş katılacaktır. iki kafadar John and Jeremy, gelinin nedimeleri Claire (Rachel McAdams) ve Gloria (Isla Fisher) Cleary ‘i gözlerine kestirirler.
film bıtbıt bızbız bir şekilde akıp gider... komik , hoş ,süper eğlenceli, ahlar vahlarla geçen çok eğlendiğim ve dalıp gittiğim bir film.
aslında film de aklımda kilitlendiğim bir sahne var.
Jeremy, Gloria' yı baştan çıkardığı anda bakire olduğunu sanmaktadır. Film ilerledikçe Gloria Jeremy' e aşık olur falan tarzında film ilerler. Filmin sonlarına doğru Gloria, Jeremy'e aslında bakire olmadığını "hoşuna gideceğini düşünerek" mantığıyla yalan söylediğini söyler. NOKTA
Bu yazıyı okuyanların çok da dar açılardan bakmadığını, ne kadar muhafazakar olursan olsun birkaç saniyeliğini anlayış sınırlarını zorlayabileceğini tahmin ederek yazıyorum.
Yukarıda anlatmak isteyip de aslında anlatamadığım şey, partnerinizle masum bir sevişmeden sonra "Nasıldı?" sorusunun cevabı olarak kötü olsa bile sırf sizi tatmin etmek için "süperdi" demesiyle eş değer gibi... dünyanın en b.qtan durumu aslında.
Filmi izlemediğiniz sürece o duyguya hakim olamayacağınızın farkındayım. Ama bunu anlamak o kadar zor değil. Minik bir hayal; partnerinizle öpüşüyorsunuz ve kötü olmanıza rağmen koca bir aferin alıyorsunuz.
Hayır... aslında bizim istediğimiz bu değil... tatmin etmek ya da edilmek...
anlaşılmak ya da anlatılmak...
evet Tanrı bekareti kazıdı elleriyle.
O istedi diye yedi yasak meyveyi Adem ile Havva.
O istedi diye kadın oldu,ana oldu Havva.
"ve Tanrı kadını yarattı"
NOT: bol bol düşünülesi olsun diye yazdığım, başlığını kesinlikle savunmadığım, aslında filmdeki duyguyu anlatmak istediğim bir yazıdır!
Tanımadığım bilmediğim biri aslında mel... Çok da fazla ortak yanımız yok, blog yazmaktan ve arada onun yazdığı yazılarda güzel birşey hissetmekten başka... Mel sevdiğim ender bloglardan biri... Gerçekten çok güzel yazdığına inanıyorum. Ayşelere takık olmasam belki bir ihtimal Fanı olabilirdim ama üzgünüm :) Arada benimde içimden mel gibi içsel, duygusal birşeyler yazmak geliyor ama meli gördükten sonra çok da fazla hevesim kalmıyor. Şaka bir yana ben onun kadar cesur olamıyorum bir parça da olsa, yazdıklarımı haykırmamda...
Melin dünyasına dalmak ve biraz kurcalamak için; en sevdiğim blog listemden ya da www.melindunyasi.blogcu.com adresinden ulaşabilirsiniz. Oraya click edince beni unutmayın ama yaw :(( Mel umarım burada yapacağım alıntıdan dolayı beni utanç duvarına şikayet etmezsin :D Melin son yazdığı Kırıldığında şiirinden bir kaç dize takıldı süzgecimin atardamarına :) bende yazmak için hıh tam zamanıdır dedim :)
ağdalı aşk sözleri sözleyen aşıkları izlemek güzel olurdu diyor kalbim şimdilerde..
benim dünyamda neler olup bitiyor :) bugünkü sınavım süperbeta geçti :) size sabaha kadar public choice 'dan bahsedebilirim. Samuelson grafiği, neoklasik iktisat falan derken bir sürü bir sürü teoriyi yeniden yazabilirim. Eski iktisat teorim fırtınalar koparırken, bir yenisini daha piyasa ekonomisinin kaldırabileceğine inanmıyorum :) Bu arada hali hazırda kıyıda köşede paranız varsa petrolün varil fiyatının düşmesiyle birlikte, imkb de işlem gören enerji şirketlerinin hisselerini almanızda fayda var :)
bugünlerdeki içsel kavgam büyüyüp büyümemle alakalı. uyudum büyüdüm gibi göründüm ama büyümedim dizelerini tekrarlayıp, büyümüş taklidi altında garfield gibi davranmam canımı sıkmaya başladı. doğum günümünde yaklaşması, evlenme telaşı (ki daha 7 - 8 yıl var) falan sardı beni...
Hani mel diyor ya yazlık sinemalar diye... Ben yazlık sinemayı Vizontele de gördüm... Bizim oralarda yazlık sinemayı bırakın sinema nedir kelimesini hatırlamakta bile zorlanıyorum. Olsa bilirdim, çünkü kuzenler falan kaçırmazdı. Yoksa niye dallas falan takılsınlar? Enrike enrike diye yırtınsınlar? O zaman empati betaya geçmeyi denedim.
Geçemiyorum :) ama bu yazlık sinema olayı ile ilgili içimden haykırmalar geliyor :) elbet dillendiremediklerimi, dillendireceğim...
Siz o zamana kadar ÖSS beni öpsene yazımla oyalanmaya devam edin :)

Uzun zamandır (ki 1 hafta ) vizelerimle boğum boğum boğuşmaktayım. Fark ettim de boşuna okuyormuş gibi bir durumum var (valla şaka baba) :S Sevemediğim bir bölüm nefret ettiğim hocalar, anlayamadığım varyanslar - stand. sapmalar falan... Anakütle ile örneklem arasındaki ince çizgi, azr - talep eğrileri... Hani nasıl Türkityestan Başbukanı Tanus Piller iyi bir iktisatçı olup, herkese bir ev bir araba (2 anahtar vaadi, 90 kuşağı hatırlamaz o dönemi) verdiyse, ekonomiyi süper hale getirdiyse bende o kadar süper iktisatçı olabilirim. Eğitim sisteminin süperöteleştirilmiş beta versiyonu bu ...
- Ortalama ODTÜ , Mülkiye, Boğaziçi gibi normal bir üniversite :P
- Babalarından kojaaaaman bir öpücük
- Annelerinden kojaman bir sarılma
- Komşulardan kojaman kojaman kem gözler
- ARkadaş grubunda inek etiketi
- Büyükşehir belediyelerinden başarı bursu
- Büyükşehir belediyelerinin büyük ilçelerinden başarı bursu
- Hangi siyasi merkeze yakınsa o siyasi kesimden başarı bursu ( Ortanın solu falan diyip, turnayı şeyinden vurabilirsiniz.)
- Rotaract- rotaryan gibi çeşitli güzide kuruluşlardan başarı bursu
- ÇYDD gibi bilumum ve minumum vakıflardan başarı bursu
- Üniversiteden başarı + yurt + yemek bursu
- Ticaret odalarından başarı bursu
- Dededen, anneanneden aferin bursu
- Sponsor olacak herhangi bir kolejden laptop + ipod + başarı bursu
- Dersanesinden yavrucağına Bir adet otomatik vites C4
- Bilmem ne ile hazırlandı bilmem ne ile kazandı dergisinden ev - araba (anlaşmaya bağlı)
- Başbakanlık bursu
- Karşılıksız 2 katı KYK bursu
- MEB' den başarı bursu
- Türkiye İş Bankası'ndan başarı bursu
- Bir de sizi kafalamak isteyen bilmem ne vakıflarından burssssss
Okulu bu yüzden bırakıyroum... Baba aslında hep senin yüzünden..beni hep yanlış motive ettin.. Bak oğlum öss'de yukarıda yazdıklarımı veriyorlar deseydin ben 3 yılda Türkiye'nin en zengin genç insanı olurdum. Tenis derslerime giderken de bir sürü kızla tanışırsın deseydin, 2 .günde bırakmazdım. Yanlış hareketler bunlar.
Seneye ÖSS' ye giriyorum. Mezun olup da 20yılda kavuşacağıma, 1 yılda kazanır; geri kalan 19 sene ense yaparım... Bir de bu işin cast ajansını kuruyorum.
Size sesleniyorum. Fakir ama gururluysanız! Çalışırım ama yaparım diyorsanız, masraflar benden çalışmak sizden! Dersane + yemek +konaklama+ cep harçlığı 1 yıl boyunca karşılıklı olarak verilir. ÖSS' de derece durumunda yarı yarıya kırışılır. Menajerlik sistemi gibin neyin ... şimdiden 3 kişiyle anlaştım.. :D bir de ben etti 4 :))
ÖZetin Özeti: ÖSS kulağımdan öp beni, gıdıkla beni, hoşnut kalayım :))
aşk ruhun tepkisi, aynı anda tepkisizliğidir. aşk ruhun en şık olduğu zamandır. ve en önemlisi aşk, ruhun eşini bulduğu andır.
zaferlerle süslü bir yenilgi kaçıp gitmekle eş değerde ise komik olan fransa'dan, paristen bahsetmemektir. aşk, ruhun eşini beklediği andır ve eminim ki fransada bambaşkadır...
monaparta takıldım, süzgecimden düştü...
NOT: Bonaparte olduğunu biliyorum!!!
Mesela susayınca su içecek kadar basit.
Dört çıkacak, ikiyi ikiyle çarptığında.
Tek düğmesi olacak elindeki cihazın;
tek bir düğme, tek bir cümle gibi;
sevince lafı dolandırmadan söylediğin
“seni seviyorum” gibi.
Basit bir öpücük yetecek sana;
basit sıcak bir öpücük
ve o öpücükle dolacak tüm günlerin, tüm düşlerin.
O öpücük için yapacaksın hayatının kavgasını,
o öpücük için yiyeceksin hayatının dayağını.
Kabak çekirdeği verecek sana
rakamların veremediği mutluluğu.
El yazısıyla yazılmış eğri büğrü bir mektup olacak
en değerli kağıdın;
hep yanında taşıdığın,
atmaya kıyamadığın.
İki harekette giyiniverecek,
iki harekette soyunuvereceksin.
Kısacık olacak uyanman
ve yola çıkman arasında geçen süre;
kısacık olacak
sıcacık kollara dolanman
ve yolculuklara çıkman arasında geçen süre.
Kendin bile anlayabileceksin yazdıklarını;
bakışların bile anlatabilecek kendini.
Beklentilerin de basit olacak.
Kaf Dağı’nın önünde bekleyecek mutluluklar.
Bir ıslıkta bulabileceksin en uzun dostluk romanını;
ya da bir damla gözyaşı yaşatacak sana
en ucuz aşk romanını.
Pankreasının sağlığına dua edeceksin kapatırken gözlerini.
Zafer işareti yapacaksın tuvaletten çıkarken.
Bir kaşarlı tost olacak aradığın
nasıl oturacağını bilemediğin sofrada;
parmakların olacak en kıymetli çatalın.
Yine, aynı parmaklar çözecek en karmaşık denklemleri.
İskender’in kılıcı duracak avukat rehberinin yanında.
Bir filarmoni orkestrası veremeyecek sana
kontrplak bir gitarda, doğru basılmış bir
“fa diyez”in mutluluğunu.
Makyajın ilk “a” sına kadar bilmen yetecek.
Temizlik kokacak en pahalı parfümün
“Bilmiyorum” diyebileceksin bilmediğinde
ve çok normal olacak onu da bilmeyişin.
Tek dereden su getirmen yetecek,
bir “istemiyorum” diyebilmeye.
Ne durduğu farketmeyecek abanın altında.
Saatin, sadece saati gösterecek;
Telefonunu sadece telefon etmek için kullanacaksın.
Küçük bir not defteri olacak bilgini en hızlı sayan.
Basit yaşayacaksın, basit.
Sanki yaşamın bir gün sona erecekmiş gibi
basit...
İlerleyen zamanlarda size basit yaşamak ile ilgili bir takım içsel birşeylerimi paylaşacağım. Ama bunun yanında WC (way canına) diyeceğiniz şeyleri de bloguma eklemek, eğlenirken de öğretmeyi ve kendime yeni hit kazandırmayı hedefliyorum :)







AVM 'deki işimi anlatan birşeyler yazmayacaktım ama gerçekten çok duygu kıpırtılarıma neden olan minik bir anektotu sizinle paylaşmak istedim.
Bir Azeri bayan kendisine yardımcı olmamı istedi. Ben de görevim gereği "yeap" tabiki de dedim :) Aslında güzel fakat benim anlamaya çalıştığım bir Türkçe'yle ne istediğini anlatmaya çalışıyordu. Ve ben kendimce ve onun için önemli olan o kritik soruyu sordum. Acaba kimin için düşünüyordunuz?
Verdiği cevap, bugünlerde içsel anlamda duyduğum en süper şeydi: Yoldaşıma...Biraz oturup düşündüm:Yoldaşım demek.
Evet... Çok anlamlı ama tarifsiz... Bu sayfaya yazıcak birşeyler bulamam gibi...
paranın satın alamayacağı şeyler vardır, geri kalan her şey için mastercard...
Uzun zamandır bloguma birşeyler ekleyemedim. Hatta birkaç gündür bazı arkadaşlarım tnrzclk öldü mü acep diye kendi aralarında tartışır olmuşlar... Bilmeyenler için dipnot, bir AVM' de ikoncanlığa başladım. Yeni işimin ilk stres ve yorgunlukları... Komik birşeyler de bulamadım. Aslında AVM'de komik şeyler oluyor ama şuan anlatmak istediğim şey bu değil.... Tespitsel örgütsel birşeylerle blogumu ayakta tutmaya karar verdim.
Ve başlıyorum :)
Bugünkü yazımızın konusu StarBucks...
Öncelikle bizim (özellikle benim için) ne ifade eder?
Cevaplar;
- Vize - final zamanı ders çalışmak için ideal bir yer ( B.taş starbucks - çunkü ders çalışmaya çalışan bir sürü iywww tarzında kızcağızlar var, çok eğleniyorsunuz )
- WC' ye ücretsiz gidebileceğiniz bir yer :)
- 6,00 ytl ' ye birşeyler alıp saatlerce orada konaklayıp, hiçbir garsonun hadi len birşeyler iç ya da git demiyeceği bir yer :)
- Uyumak için koltukları enfes bir yer
- Hava alanında banklarda uyumaktansa, koltuklarında uyuyabileceğiniz bir yer :)
- Entel - dantel insanları görebileceğiniz bir yer
- Gerçekten kaliteli kahve içebileceğiniz bir yer
Evet, böyle nadide ve güzel bir yeri kaleme almama sebep olan şey ne peki? Starbucks 600 mağazasını kapatma kararı almış bulunmakta. Acı ama gerçek... Öncelikle bir önceki cümlede sarf ettiğim "acı ama gerçek" olayını kendimce çırpına çırpına çırpıştırmak istiyorum.
StartFucks gerçeği... *** sevmediğiniz bir yer... tercih meselesi. marka imajı kimileri için kötü... Elinde kahve -frap- mocca tarzında birşeyler olmacalar, tıkır tıkır laptopuyla oynaşmajalar, oynaşırken sokaktan gezen insan milletini izlemeceler, kakarakikiri gülüşmeceler, aptal saptal konuşmacalar, bir entellektüel sohbetceler, işten yeni çıktım ama beni bu kahve beni baklar anca demeceler, koltukta uyuya kalmacalar, kitap okumacalar, bohem bir hayat falan..... işte bu starfucks gerçeği...
Bir de Starbucks gerçeği var... Starbucks Coffee'yi anlatan en sade tanım; ka
hveye ve insana duyulan tutku, içinde yaşanılan topluma karşı hissedilen güçlü sorumluluktur. Orada saatlerce oturmanın, kitap okumanın ,uyumanın ya da birileriyle sohbet etmenin tadını başka bir yerde alamazsınız. Starbucks Türkiye Genel Müdürü Can Bey, biz insanların Starbucksların 2 .evleri, 2. adresleri olmalarını istiyoruz der. ( içinizden ne o tanıyormusun falan modlarına girmeyin çünkü bunun cevabı evet tanıyorum, o şerefe eriştim ) Türkiye' de bu sistemin ya da durumun farkına varılmasa da, yurtıdışındaki Starbuckslar insanların bir araya geldiği, yeni insanlarla tanıştığı ve çalışanlarıyla kanka olduğu sosyal ortamlardır. Starbucksların duvarlarına baktığınızda I love Melis, M & S love .... falan gibi bir sürü yazılar görebilirsiniz. Ya da panolarda 3 - 5 insanın mutlu doğum günü fotoğrafları. Bunlar fake değildir, gerçekten olan şeylerdir. Starbucks insanların paylaşım yeridir.Bu tespitlerden ne çıkar? Starbucks 600 mağazasını kapatıyor. Nedeni ise rakiplerinin 1$' a kahve satmaya başlamış olması. Ortada iki gerçek var; Starbucks & Starfucks. Koyu bir bucksçı ya da fucksçı değilim, ama bucksa yakın bir insan olarak, paranın satın alamayacağı şeyler vardır, geri kalan her şey için mastercard diyorum.

Blog dünyasında yeniyim. Hemide çok.. Sizin gibiler bana acemi diyor kendi aralarında :) Ama yazılarım eskidir dertlenmeyin hemen... :)- Ablacığım, tariflerinde açıklamalar yaparken bizlere şu sorularımızın cevabını da versen güzel olur;
- Cupcake, gıda boyasını nerden temin edebiliriz?
- Baton kek kalıbı nedir?
- Hani biz öğrenciyiz, bize böyle daha pratik fakat doyurucu yemek tarifleri de versen? Patates kızartması - makarna modunda takılıyoruz biz ki yazık bize de :(
Şimdilik bu kadar.. Kesinlikle ukalalık amaçlı yazmadım valla. Biliyorum özelden de mesaj atabilirdim ama sana olan ilgi ve sevgimi blogumdan dillendiriyim dedim :)
Best wishes & regards

Büyüyorum büyüyorum... Siz farketmiyorsunuz... Oğlum biraz adam ol, işini eline al, öğütlerini dinliyorum anne :)
Farklı birşeyler yazmak için bekliyorum. İnsanlar siteye baktığında bııırrrroo süper yakalamış desinler diye düşünüyorum. Bulamıyorum. İlgimi - dikkatimi çeken birşey yoktu, ta ki salı gününden itibaren böyle birikimli olaylar yüzünden... Ne anlattım ben :)
Salı günü kankim, canım, kardeşüm, ev arkımla birlikte pazara gittik. Hani alışveriş falan. Öğrenci evinde yaşıyor olsak da güzel işliyor sistemimiz (Bu arada Star TV'deki Baba Ocağı dizisini şiddetle kınıyor, yaz okulu bitmeden programın yayından kaldırılması için protesto ediyoruz. Üniversite gençliğini etiketlemeyin, bizleri de telef etcek ailelerimiz, farkında mısınız? )
Bir pazarın anatomisine başlıyorum. Sebzeler - meyveler - kol saati satan çinliler - 2 tane 5ytl diye bağıran zenciler falan ... Biz geziyoruz. gözlerimiz fıldır fıldır ucuz güzel domatesler, 5 kg sı 2ytl ye olan soğanlar, kilosu acaba 50 kuruşa düşer mi dediğimiz şeftalilerde ( Akşam pazarı ne de olsa )...
Bu arada genç - kapitalist girişimcilere sesleniyorum. O kadar pazar gezdim (annem sağolsun sürükler ) hiçbir yerde döner satıldığını görmedim. Etraftaki kahveden tost, büfeden ekmek arası peynir söylenir. Kardeşim 1.5ytl ye döner ekmek satsanız süper para kırarsınız ya :) girin şu işe de, evet ben demiştim diyim ki egom tatmin olsun :) Hani öngörülü çocuğum ben falan modunda...
Pas geçiyorum. unutun bunları.. Odak noktamız: Parça 2 ytl :))
Ne parçası dersiniz di mi içinizden :) Bikini satıyorlar parça 2ytl ye inanamadım ya :) sırf dolabımda bulunsun, hani lazım olur falan diye ben bile alacaktım, o derece :) Kardeşim nerde nasıl hangi şartlarda ürettin bunu? parça 2 ytl :) 2 parçadan oluştuğunu varsaydığınızda (hani çıplak girenler falan oluyor, onlar bedavaya getiriyor: aile ekonomisi misali :P ) 4 ytl ya... daha napsın bu ülke ??? bu tekstil cemaati??? bu pazarcı??
Ne kadar ucuz olduğunu şöyle anlatayım; Biz erkekler olur da denize menize gireriz diye şöyle güzel bir deniz şortu bakalım dedik.. İşte fiyatlar;
- quiksilver orjinal 85 - 120 ytl
- çakma quicksilver 40 - 50 ytl
- collezione 16 ytl (düşünün artık o kadar yani)
- hiç bir alakası olmayan sözde deniz şortu 10 ytl
- düz beyaz yurdum köylüm erkek külotu 5 ytl
parça 2ytl diyorum ya... Bir de bize bakın... bizim saklayıp gizleyecek daha az yerimiz var;daha çok para veriyoruz? Hani iyiydik noldu?
Pazarda geziyoruz.. Tabi sebze -meyve takılmaca. benim gözler dönüyor bir tek.. Bir baktım BAdi satıyorlar for women... 1 ytl!!!! ötesi yok
ne kadar ucuz ;
- bir çay 50 kuruş, bir şişe su 50 kuruş
- beşiktaş iskelede wc 75 kuruş
- döner ekmek 1,5 ytl :))
allahım allahım ölcem ya.... gece yatarken uyumaya giymek için alsam mı diye böyle bakıyorum :) yok ya daha neler oluyorum :D
Sonra bir çarşamba geçirdim; o çok daha vecihi.... :))
Her yerde deli gibi indirim var.. çıldırmış millet..
kotonda %50, zara %50 , bershkada herşey bedava, polo garage bit pazarı gibi :)) ama kime bayanlara..
pozitif ayrımcılığın en önemli olayı;
collezione kadın reyonu 4,99
erkek reyonu 6,99
%50 kadın olma sebebimi kullanmak istiyorum ne de olsa parça 2ytl :)
Kendi mesleğimle ilgili entellektüel bilgi birikimimi iktisatın gelişmesi için harcamaya karar verdim. Bilmeyenler için minik bir dipnot ekleyeyim, İstanbul'da bir üniversitede iktisat eğitimime son sürat devam ediyorum :) İnatla mezun olmaya çalışıyorum, ama biz iktisatçıların çok sık kullandığı bir terim var "etkinlikten sapma"; bazen ben de bocalıyorum.
İşte bu bocalama dönemimde biraz daha iktisadi sistemlerin içinde yüzmeye karar verdim. O kadar hırs yaptım ki geçen dönem kaldığım İktisadi Sistemler dersinden, takdir-i profesör ile geçtim :)
Bunun dışında Dünya resesyona ( ekonomik durgunluk ) giderken, ben bu işin arz -talep, faiz - parite - enflasyon gibi teknik kısmından çok sosyolojik boyutunda cirit atmaya başladım. İktisadın, sadece verilerden , örneklemlerden ibaret olmadığını vurgulamaya çalıştım :) Ama hocalarım beni bu yüzden sevmiyor :) Onlar matematik - fizik - kimya - istatistik temelleri altında oturtmaya çalışıyorlar iktisadı... cık cık cık yanlış...
Bizler milli maçlar falan oyalanıp dururken, EPDK yüzde 22 zam yaparken, Ergenekon 4 nala koşarken bıt bıt bıt bız bız..... falan...
Dünya'da yeni bir iktisat teorisi ortaya atıldı: Kadınlar saçlarını kısaltmışsa, o ülkede ekonomi
BOZULMUŞ olabilir. Ünlü iktisatçıların ortaya attığı yeni teoriye göre, kadınların saçı uzunsa ekonomide işler iyi demektir. Saçlar kısaldıkça ‘ekonomi daha kötüye gidebilir’ işaretleri artıyor.
Bu teoriye göre zor zamanlarda kadınların saçlarının kısa kesilmesi sadece bir tesadüf değil. Buna göre ekonomistler kadınların harcamaların kısıldığı dönemlerde saçlarını da kısalttığını düşünüyorlar.
Cambridge Üniversitesi’nde kültürel ekonomist olan ve “The Consumption of Beauty” (Güzellik Tüketimi) kitabının yazarı Susanna Sallstrom-Matthews, “İnsanlar ekonomik durgunluk dönemlerinde daha az şeyle mutlu olmayı becerebiliyorlar. Ayrıca bu dönemlerde görsel şeylerden daha çok zevk alıyorlar. Kısa kesim saç az masraflı ve daha çok modele girebiliyor” diye konuştu.
Haber bu :) Ben bir iktisat öğrencisi, geleceğin finans alanında trader - broker ya da kim daha iyi para verirse o mesleği benimseyecek insan olarak, teoriye el atmaya karar verdim.
Bir kere tespitte bulunmak istiyorum ki yukarıda teori tamamen zırva :) Ne alakası var demeyin. Şimdi kadın olarak pek kestiremediğim için bilemiyorum ama, tahminimce ve gözlemlerime dayanarak şunu söyleyebilirim. Kadınlar kuaförde saçları kısa ise daha çok zaman geçirmekte ve burda daha çok masrafa neden olmaktadır. Yanılıyor muyum yoksa :S Şimdi saçlarınız uzunsa alternatifleriniz;
- Uçları alalım
- Renk atalım, dibine vurmuşsun :)
- tamamen boyayalım, baştan yaratalım modları
- sonra bir fön
- katalogda beğenilen bir model
Kasada 100 - 300 ytl arası birşeyler ödeyin gibi birşey çıkar.
Saçlar kısa ise işte o zaman sorun başlar. Erkeklere uygulanan model olan asker traşı yapsana bakim :) olmaz... cık cık cık...
Kuaförüne kendini bırak.. Gözlerini kapa ve saatlerce sürecek bu uçsuz bucaksız sahillerde koşmaya başla :) tamamen, kuaförünün ruh hali ve kreatif sürecinde algısıyla alakalı :)Kasa? :))) too much :)) EE noldu ekonomik krize :)
Ben işte burada devreye giriyor, süper bir insan - insan ilişkisine dayalı İktisat teorisi ortaya atıyorum. Mantık aynı, fakat sistem farklı :)
Buyrun bakalım:
Tespit1:
Biz bir kere ekonomik kriz esnasında erkekler olarak ilgimiz her zamankinden fazla olarak şarışın bayanlara daha fazla kayar. Onları daha çok çevremizde görmek isteriz. Neden mi? Nedeni yok işte, erkek egosu... Saçma sapan birşey... Çözemedim daha... çözücem inşallah... sapık ruhlu 20 kişiyi gözlem altında tutup, onları çeşitli testlere tabi tutucam :)
Tespit2:

Ekonomik kriz dönemlerinde, kadınlar daha çok kırmızı oje kullanırlar. Dikkat çekmek, maliyetlerin düşük olması ( ojeleri daha ucuz, renk tonları fazla) , içlerindeki kadın ruhların canlandırmak falan filan. Tabi yanılma payım yüksek olabilir, çok fazla empati kuramam bu konuda sonuçta :) Neden -niçin bilemem ama sonuç kesindir. İddaya bile girerim. O derece eminim...
Tespit3:
Ve de en son bomba ... türk erkekleri, ekonomik darlık zamanlarında rus gelinlere giderler. enflasyondan, kadınının dırdırından, çocukların sınırlı imkanları karşısında sınırsız arzularından, patronlarının esip gürlemelerinden, hayatın boşluğundan gibi bir takım nedenlerle kendilerini rus limanlarına atarlar. Cinsel sapkınlık deyin, acizane bir durum deyin ne derseniz deyin...
Bakın bu 20 kişilik gözlem grubumdan çıkan sonuçlardan bazı veriler
(Not: derlemeler ekşisözlükten ve çevreden duyumlarla yapılmıştır! )
Neden Rus kızları?
- ruslar bakımlıdırlar. türk kızları bakımsız oldukları gibi bide su üstüne çıkabilmek için her türlü bahaneyi anında üretmekten kaçınmazlar. örn: ben rahat bir kişiliğim/grunge ım/tarzım bu/hergün saç yıkanmaz sonra dökülür
- ruslar uzun boyludurlar (ırksal bir olay)
- ruslar parasızda olsalar eğlenmeyi bilirler (fahişelerden bahsetmiyorum)paranız olmadan heleki bir türk kızını dışarı çıkarmaya çalışın...örn: canım bu akşam park ta içelim gel süper eğlenecez.... şaaaaaakk ...terk
- ruslara yapamadığı birşeyi söylediğinizde öğrenmeye çalışırlar. türk kızına söylediğinizde alacağınız cevaplar vardır.örn: daha iyisini yapan birini bul o zaman !!! benden bu kadar !!! yeter !!!
- ruslar her türlü teklife açıktırlar mantığını anlatabildiğiniz sürece.türk kızlarının ilk cevabı her zaman hayır dır örn: canım bu yaz tatile çadırla gidelimmi? -canım ben annemlerle gidiyorum!!!!
- rus kızları sorunları olduğu zaman siz sormadıkça söylemezlertürk kızları merhaba bile demeden başlarından geçeni veya ne kadar üzgün/yorgun/acılı olduklarını anlatmaya başlarlar. örn: merhaba canım... karnım çok ağrıyor bugün !!! bi adam takıldı peşime... !!!
Ya allahım allahım :) sonunda bir çözümleme yapıp iktisat adına birşeyler yapıp, yazılar da yazdım :) hocam gör beni :)
Tez konusu yapcam bu konuyu ya :) üzerinde daha detaylı durmam gerekecek :)
Herşey bir yana, her ne kadar biraz geyik pozisyonunda konuya değinsem de çok da haksız bir tavrım yok bence ;)



